« Önceki | Sonraki »

1/5/2008

TAŞ DEVRİNE İLERLEMEK / UYSAL HİMMET

 

RESİM: ZİMFİN

 

Taş devrine doğru gelişmeli yeniden. Pasaportun, vizenin, konut sorununun ve kanserin ve açlığın olmadığı; bir damla suyun, bir nefes havanın bile kirli olmadığı,  kuş seslerinin içinden yürünen o altın çağa doğru...

Sıradan bir insanın, yani bizim, bundan beş bin yıl önceki Çin’e veya Almanya’ya gitme koşullarımızla bugünkü koşullarını kıyaslayın. Avrupa Birliği de laf mı Dünya Birliği vardı. Bering Boğazı’ndan Amerika kıtasına geçmek için bir tek Kızılderili bile Green Cart başvurusu yapmamıştı. Çünkü çok şükür özgürlük bugünkü kadar gelişmemişti.

Bunca cep telefonu ve internete rağmen, iletişim araçları geliştikçe gelişen iletişimsizliğin, bu insan yokluğunun, bu insan açlığının asla olmadığı, ateş başı sohbetlerinin sıcak yıllarıydı o yıllar...  

Gece ikilere kadar internete girmek yerine sevişmek... Sabah zımba gibi çalar saatsiz kalkmak... Günün en az 10-12 saatini yolda ve işte harcadığı halde 20 yıl sonra, üstelik de makinelerin bir haftada ''mağara'' yapabildiği bir çağda, hâlâ bir mağara edinememiş, TOKİ peşinde koşan insanlara maymunların bile güleceği, bir ev edinmenin önünde hiç bir devlet, özel mülkiyet, rant vs vs...  engelinin olmadığı çağlar... Gelen misafire sergilenecek ev eşyası için sevişmelerin evliliğe ve yıllarca para biriktirmeğe ertelenmediği yıllar...

Taş devrindeki hiçbir insan bu kadar çok çalışmadı ve bu kadar az şeye sahip olmadı.

Ekonomi ben bildim bileli gelişiyor! Önce kanseri yaratıp, sonra sigortayı, o berbat  kemoterapi cihazlarını, o berbat ilaçları, ilaç şirketlerini, sonra finansman kuruluşlarını, pazarlamacıları, reklamları, patent tekellerini vs vs… geliştirmek, bunların üretimini de kişi başına düşen milli gelire dahil etmek kadar büyük bir aptal insanlık!

Biliyor musunuz, Afrika’daki  Massai kabilesi çok ilkeldir! Tıp anjiyo yapacak ya da viagra üretecek kadar gelişmemiştir. Çünkü Massai kabilesi bunların çözdüğü sorunları  yaşamayacak kadar ilkeldir. Massailer et ve çiğ sütle beslenir, suyunu pınardan alır ve ne damar sertliği, ne kalp hastalığı, ne de kanser vardır.  Siz çok gelişmişsinizdir: sütü pastörize edersiniz. Bunun için makineler, tesisler, enerji, şişeler, kutular, ambalajlar, reklamlar, katkı maddeleri vs vs… üretirsiniz. Neden? Çünkü inek ve koyunu o kadar uzağa koymuşsunuzdur ki, size gelene kadar bozulur. İneği ve koyunu uzağa koyup süt işleme sanayisi geliştirmek… İneğe değil süt işleme sanayisine yakın olmak için evleri yaymadan, bahçeden, topraktan uzakta, gökyüzüne doğru  üst üste yığmak ve müthiş bir ekonomik gelişmeyle asansör üretmek….  Bu yakınlığı rant yapmak, ulaşılamaz hale getirmek, öyle ulaşılmaz yapmak ki, üst üste yığılmış bahçesiz, topraksız bir mağara karşılığında 20-30 yıldan fazla, her allahın günü 10-15 saat çalışır duruma gelmek. İnsanların bir ömür yarattığınız bu işi yapmalarını, daha iyi süt içeceğini vaat ederken işsizlik, evsizlik ve dolayısıyla bir sürü yoksunluğun yanında sütsüzlük çekmelerini temin etmek… Ne gelişme değil mi?

Çevre diye bir şey bırakmayıp, yarattığı çevre sorununu güya çözmek için kasım kasım kasılan çevre bakanlığından tahlil laboratuarlarına kadar, arıtma sistemlerinden evsel arıtma cihazlarına kadar bir sürü ihtiyaç icat edip, sonra da bunları karşılama faaliyetlerini gelişme rakamlarına dâhil ederek ekonomik gelişmeyle övünmek!

Amazon ormanlarını, Gediz nehrini, Kızılırmak’ı, dağa taşı tüketerek çok şey ürettik. İyi halt ettik! Haydi ürettiğimiz şeylerden tükettiğimiz şeyleri düşelim ve bir daha hesaplayalım gelişmeyi!  

Hem hızla geliştiğini iddia et, hem sosyal güvenlik sisteminin bile eskisinden kötü durumda olduğunu ve olacağını iddia et. Sonra da emekliliği 65 yaşına ertele ve örneğin 50 yaşındaki adamı iş bulmaya yolla. Ama o adam gelişmiş taş devrinde değil ki bir çilek dalından çilek koparabilsin, bir kaya dibine ev yapabilsin ya da bir tavşanın bacağından çekip yiyebilsin! Artık o adam, gelişmiş bir açlık, gelişmiş bir eziklik, bitik bir insanlıktır. Afrika’daki Massai kabilesinden farklı olarak bu gelişmiş adam kazara bir şey yiyebilmişse, onu büyük çiş tarifesinden sıçmak özgürlüğüne bile sahip değildir. Hadi yapsın!  Zabıtayı boşuna mı geliştirdik!

Bir zamanların bolluk ülkeleri olan Somali veya Etiyopya ya da Hindistan’ın nasıl birer açlık ülkesi haline geldiğini örnek edinmek için araştırın. Ne büyük bir gelişmenin kurbanları olduğuna şaşacaksınız. 

Naylon şeyler üreten, naylon şeyler tüketen ve sonra bunun içinde tükenmekte olan bir insanlık!

Çözdüğünü iddia ettiği her sorunu kendi yaratmış olan, üstelik hiçbir çözümün çözüm olamadığı, her çözümün yeni ve daha fazla sorun yarattığı bir gelişme!

Ne gelişme ama!

Her yere bakın da özellikle ülkemize bakın: Hepimizin iyi beslenmesi, iyi barınması, iyi giyinmesi, iyi gülmesi için kâr, rant, faiz ve devletin, teşviklerin, yasakların, sınırların ıvırların zıvırların, kısaca sistemin yarattığı engeller dışında bir tek engel bilen varsa beri gelsin.  

Tamam, aslan homurtuları, yılan tıslamaları, ateşin sönüvermesi, komşu kabilenin saldırıvermesi, bebekleri bir çıyanın sokması, o gün bir av avlayamamak, ecelin bir tetanos mikrobunu bahane etmesi  gibi istemediğimiz şeyler de karışırdı araya. Ama biz araya karışan bu sorunları çözmek için mi yola çıkmıştık, yoksa bunların daha berbatlarını reklâm eşliğinde zevke dönüştürmek ve hiç sorunumuz olmayan şeyleri sorun haline getirmek için mi?

Taş devrindeki hiçbir insan, böyle bir gelişmeyi kabullenecek, üstüne övünecek kadar aptal olmadı. Ama neylersiniz ki, biz birden değil, alıştıra alıştıra geliştirildik.

    Her şeye rağmen güzel olan bir dünyayı yıktık ve yerine yıkanırken bile kirlenen –düşünün yıkanırken bile kirleniyor- bir dünya kurduk.
 

 

UYSAL HİMMET

 

 


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

 Devrimci Siteler i ziyaret et
Link Sitesi Bedava siteler Linkcenneti.com
Sitenizi Ekleyin!
Blog Ekle-Site Ekle

Google Gruplar
EMEĞİN SANATI grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et


İÇ MİHRAK AFİŞLERİ











ÜYELERİMİZİN YAYINLANAN KİTAPLARI:

HASİBE AYTEN'İN YENİ ŞİİR KİTABI ÇIKTI: "SEVGİ İKLİMİ"


MAVİ TUTKU / NİLGÜN ACAR


DİCLEYE ATILMIŞ KARANFİLİM BEN / İSA TEKİN


KAR SUYUN SIRTINDA / İRFAN SARİ


AY GÜNLÜĞÜ / TEMEL KURT


KİTAPLARDAN EDİNMEK İSTEYENLER, GRUP E-POSTASI ÜZERİNDEN İSTEKTE BULUNABİLİRLER. ____________________

Bir Mahallenin Kültüre Ve Sanata Açılan Kapısı: ÇINARDİBİ Türkiye'nin İlk Mahalle Kültür-Sanat Dergisi

İletişim ve Abone
Blogcu ile yapıldı