« Önceki | Sonraki »

15/5/2008

ŞEHİR GERİLLASI / ADNAN DURMAZ

RESİM:Bir Latin Amerika Direniş Afişinden

 

Bu gece kasırga çıkartacağım

Kuşatılmış sokakların kalbinde çarpıyorum

Kafama sıkacağım son mermiyim

Kuşkusuz kaldırımda yatan sahipsiz hayal için

Kurşuna dizilmiş gülüş adına  zehir ant içtim

Saçlarımda ormanların kokusu

Çiçek için yürüyen dal gibiyim

 

Tersane işçileri dalanmaktadır

Kuduz bir gecedir yürür ha yürür

Üç el ateş tükürdüm tam suratına

İrin akan demecine hazretin

Gecemin dağlarına nifaklar yağmaktadır

Bir militan ölümü kuşanmaktadır

Varoşlar hınca hınç

Bakışlar kılınç kıvamındadır

 

Ben sizin ırzınızı tanımıyorum

Bu kirli uykusuzluklarınız

Bohçalar dolusu namussuzluk

Denizler kirlenir suretinizden

Görkemli konaklardan kanımı soracağım

 

Sokaklar kesilmiş kuşatma altındayız

Yasak bir kitap gibi dolaşmaktayım

Kudüs kan içiyor kaç gecedir

Bağdat aç bi ilaç ateşi yemektedir

Pusular kurulmuştur buluttan dağlar üzre

Bir yerlerde yağmurlara fak kuruyorlar

Sokak lambalarında sarı bir rüzgar

Vitrinlere burjuva  bir akşam çarpıyor

Otobüsler dolusu telaş akmakta

Bütün yollar çevirmeye çıkmaktadır

 

ben senin tanrına isyan ettim kapitalist

faizciyi tefeciyi kollamaktadır

Azrail hep bizim oymakları yurt tutmuş

Yoksulun ensesine zemheri solumaktadır

Ter satılır kan satılır can satılır vatan satılır

Görülmez bir yazgının kırbaçlarında

Baç olur bahtım aç gözlü hainlere

Ben senin tanrına kafa tuttum kapitalist

 

 

Göğsümde kınalı saçlarının kokusu

Gözleri türkü yarim nerdesin bilmem

Bağdat katledilmiş masallara uyanmaktadır

Şu sokağı geçsem beton deryası

Betonla öpüşür kadınlar sevdasız şehirlerde

Kadim yoldaş dağlar kara kış altındadır

 

İnfilak edeceğimi kendim de bilmiyorum

Heybeme  sevda bastım- kütüklüğümde hüzün

Mataram yıldız dolu göğsüm ölüme açık

Kalbim baharlar üzre çocuklar dilenen dünyada

Bankerler karanlığı hesaplamakta

 

Ormanlarca karanlık –ummanlarca cehalet

Üç el öfke patlattım zemheri kudurmaktadır

İstanbul dediğin hayasız kaltak

Orta malı olmuş sarhoş masalarında

Ağlar gibi gülerek piyasa yapmaktadır

İmansız Allahsız kitapsız bir sistem

İman havarileri faize tapmaktadır

Kasırgalar çıkaracağım kınalı türküm

Çünkü kimi sevsem kimi sevsem

Kalbinin ortasında aşk satılmakta

Sevdaların gönderinde yaralı bir insanlık

Çünkü kimi sevsem kimi sevsem  kalbim

Üç gün sonra yeniden sokağa atılmaktadır

 

Çevirme altındayım sokaklar çıkmaz

Çıkmışım bu devasa şehirde yalnızlığım dağlardır

Hoyrat ve kırlıyım kırgınım yaralıyım

Madem ki kınalı türküm okkan ederin varmış

Bu şehrin göbeğinde infilak edeceğim

Ve Kafama sıkacağım son mermi benim

 

Mart 2007

Adnan Durmaz

15/5/2008

SÖMÜRÜ HORONU / YAŞAR DOĞAN

FOTOĞRAF: HASAN ÖNDER

 

I
Sırtını sırıtmadan
Düşmanının düşmanına yaslamadan
Savaşmayı gerektiriyor yaşamak
Kuralları şartlar değiştirir
Bir de her şeyin doğal yapısı

 

Ki kapitalizm
Pazar bulup sattıkça
İhtiyaç yarattıkça büyür
Dürüst olmak
Beş vakit namaz kılmak
Kadınının üstünü
Kıskandığın bir eşya gibi üstünü örtmek
Nefsini tutup paramparça parçalamak ta
Bir çare değil

 

Çünkü sattığın ve satın aldığın her şey
Bir şeytan büyütüyorsa
Nefes almana yarayan en ufak şey
Sömürülmüş bir halkın
Talan edilmiş alın teriyse
Ve sen
Değişsin diye bir şey yapmamışsan
Sana vaat edilen
Cennetin yolunu
Kıldan ince kılıçtan keskin
Sırat köprüsünü nasıl aşıp bulacaksın

 

II

Hangi saf duyu
Hangi saf duygu sabote edilmedi
Şimdiye kadar
Spirualite düşmanın ele geçirdiği
Çok tehlikeli bir oyun şimdi

 

Hür vicdanın
Senin ve yaratanın arasına
Girmiş nifak
En ufak ayrıntıyı bile
Nebilerin ölmeden önce tasarlanmış

 

Senin gibi
Günü gününe yaşamak gibi
Tasası da yok düşmanın
Onlar için vatan
Nerde kasasını daha çabuk
Doldurduğun yerdir

 

Mezheplere ayrılmayı anlatmak bile
Kolay bir iş değil
Hepsi bir zulme baş kaldırma aracıdır
İnsanı sevmeyip
Irkçı ve sömürgeci tavrından dolayı
Cennetten kovulmadı mı şeytan

 

III

Eğer
İnanıyorsan Hakka
Beş öğün namazın
Yeryüzünde
Sömürülen
Bütün halklara sahip çıkmak olmalı
Rengine dinine cinsiyetine bakmadan

 

Ki zekat
Yoksuna ve aça
Sahip çıkmak değil mi
Ki cihat
Gericiliğe ve zalime karşı
Savaşmak değil mi
İlk komün hayat
Medine’de kurulmadı mı
Varlık ve yokluk ortak olarak paylaşılırken
Cana derinden sarılırken
Her can için bir de kan kardeşi verilmedi mi

 

İşte ben onlara ilk komünistler diyorum
Evet ilk komünistler diyorum
Onlar da kapitalistten alıp yoksula verdiler
Kurunun yanında yaş da yanı elbet
Bürokrasi yeni kurallarını ilam edene dek

 

Sonra
Yaradan adına yaratılanı sömürdüler
Ve hâlâ devam ediyor
Din/ Duygu ve insan sömürülerek


IV

Bu tayin helvasının da tadı kaçtı
Yeni kurallar yeni duygular yarattı
Her şeyin ambalajı içeriğinden güzel
Kirlenip gidiyoruz
Sömürülmedik Din ve Nebi kalmadı

 

Sondalar saldılar evrene
Keşfetmek için sırlarını
Ya kardeşim sana ne evrenin sırlarından
Yer yüzünde insan gibi yaşamaman için
Nen eksik

 

Bilseler hani
Bulsalar yerini arşın
Tutup Promete gibi
Kokaz dağlarına zincirleyecekler
O akbaba açlıklarını doyurmak için
Yiyerek günde beş Oğün Kul olarak
Kulu yaratan ciğerlerini

 

Her haddin de bir sınırı var elbet
Al da sez işte
Lenin
Che
Deniz
İbo

 

Şeytana boyun eğmeyişi…

 

Lolan 10/05/08

15/5/2008

UYANINCA KENT / BABÜR PINAR

FOTOĞRAF: TAD BOWMAN

 

Erken uyanınca kent
kırılgan yıldızlar söner
Olacaklar olacak elbet
durdurmak mümkün değil
hayatın diyalektiği hükmeder
insanın yazgısına bilfiil

 

Gecenin koynunda melanet
ilk ışıkla birlikte
kuşatır bekleyen sokağı
Kırılgan hüzün artığı
çalıntı servet
beyaz zehir
kara öfkeye vurulan zincir
sızar kapı altından evlere

 

Apoleti sökülmüş general
erki avutan varsıl emir
kendince kutsal
kız kurusu yalnızlık
suçun bağışlandığı yol boyunca
ardı ardına dizilir endamı yıkık
İhanet saatinde yol alan çakal
banker koynunda geceleyen bit
çenebaz satıcının ıslak ağzı
tüner plazanın önüne
paslanır Andora’nın kutusunda kilit

 

Her devrin adamı ip atlar
görünce tanırsınız ensesinden
Sevinci kendine ayıran asrın
ar damarı çatlar
Karanlığa sığınan büyük sır
çırılçıplak kalırsa üşür
kız oğlan kız şer borsasının
kara günü ayrı telden vurur saza
Sele karışan kan çocuklarındır
uçaklar kanlı süttozu götürür
çürüyen büyük ağza

 

Fecir vakti gördüğünüz
astarı yırtık yüz
nemli gölgesini çizer duvara
yalın hal çıkar yollara
söze hüküm verir güpegündüz

 

İkinci el pazarında kalp sızısı
sabahçı kahvehanesinde cesaret
tavşankanı çay
hayatı es geçmez elbet
sözü deşer kül çarpıntısı
Haydutlar gecesinde
genç gövdeye dokunur taciz
Sırılsıklam taş avluda
aksi suya düşen ay
rastlantısal yüzleşme
üşüşür eski bir yaraya sessiz

 

Gün gözüyle bakın göreceksiniz
kırık camlı pencerede
suretin inkarı kalır kimsesiz
Kişner vahşi tay
vurulmadan az önce
kekremsi bir sesin bam teli kopar
Gül şairi unutur gördüğünü
ölüm bile vazgeçer saltanatından
umut pişman olur gönül suçundan
uğuldar gerili yay
Cinayetin kördüğümünü
çözer zamanın katı halinde Sezar

 

Erken uyanınca kent
kırılgan yıldızlar söner
Olanlar olacak elbet durdurmak zor
binlerce yıldır mahşerin iti serbest
Sabah erken kurulur darağacı
avluda üç fidan kırılır
hücreye ağır düşer acı

 

İnkar hükümsüz delil mutlak
derin bir yanılgıda halk
Zincire vurulur düş tanrısı
“Kurtlar vadisi”nde bayram havası

 

Erken uyanınca kent
yıldızlar söner
Hayatın diyalektiğidir elbet
çıkıp geliverir beklenen
Oyunda kirlenen fer
çocuksu endişe
fotoğrafını bırakır evlere

 

En iyisini anneler bilir
gri bir yaşama tutunan masal
düşe hazırlar çocuk kalbini
gün ağarırken romatizmalı mafsal
hiçe sayarak sancısını kentin
öptürür ağrısını güneşe

 

Hayatı varsıl kılan hücre
panzehiri içinde taşır
Erken uyanınca kent yıldızlar söner
Evlerin öyküsünü toplar insan
hak eden yüreğe düşer kahır
hak eden günleri iyi kılar zaman

 

15/5/2008

KAN İÇİNDE AKAN SU / ALİ RIZA KARS

 

Kapıyı zorba kıldın
duvarı sağır
presledin çığlığı
tırpan oldu yanıtın
sevdalı fidelere
umuda bıçak ucu

 

Her katmanında kan
her gözeneğinde göz
her adımda can olsa da diyetin
kanatsa da burgu çıngıları ışığı
dizleri yaralı sevda bu
düşüp kalkan çocuk
hem ağlıyor hem deliyor kayacı

 

Bir çağlayık yürekler
kan kristali
sönmüyor arterde lâv
duyulmalı, görülmeli, bilinmeli
sonsuzluk yolcusu
kan içinde dalgalanan bir avuç su

15/5/2008

BAKIŞLAR / CEVAT ÇEŞTEPE

FOTOĞRAF: FRANK STEFANİ

 

bir ses:
ne güzel bakıyorsun çocuk, gördüğün parlak ışıklar, o yıldızlar
onlar yarın seni de aydınlatacaklar
sen idam sehpalarında gülümsüyorken belki
elini uzatıp tutabildiğin ve yüreğinde toplayabildiğin kadar
güneş kadar …

 

İLK
leylek; yuva yaptığı bacadan, uzun gaga ve ince bacak olarak
gözden kaybolup gitti geniş kanatlarından rüzgarlar çıkararak
göç mevsimi değildi oysa, ayakların üstünde durma zamanıydı
çocuk, bunun çoktan farkındaydı
yıldızlardan koparıp gözünü, şehrin ışığına kuşbakışı bırakırken

 

kimi dededen kalma Balkan madalyaları gibi hezimet kokuyordu
kimileri ellerdeki meşalelerden yeni çağ aydınlığına yol açıyordu
her biri başka bir ilke ve tutku gibiydi cebindeki cam misketlerin
çocuğun yani çocuksu düşlerinin
bakıp gördüğü ışıklardan buydu anladığı, ilk adımlarını atarken

 

AŞK GİBİ
baharat tadı kadar iz bırakacaktı dudaklarında locadaki koltuklar
sinema kovboydu, hayat ılık bir soluk ama çok farklıydı sokaklar
kitap sayfasında sıkışıp kalmış bilgiler daha yerleşmeden beyinlere
ve henüz basmışken onsekizlere, yirmilere
tehlikesi öğretiliyordu aydınlıkların, gözler karanlığa alıştırılırken

 

kurtuluş mücadelesi gibi, dünyanın dört bir yanında, Anadolu’da
Jara’nın parmakları, kırık ezgiler olup ağlıyordu darağaçlarında
aylardan mayıstı, haziran ölümün en zor kapısından bakıyordu
ilerledikçe yaşlar yeniden görüyordu
kahpe ihanetler, sevişmelerin ter kokusunu gölge gibi koklarken

 

YARINLAR
Huberman yazması alfabeler yarın yeniden başlanacak okunmaya
bunca zaman geçti ama mücadeleler hala devam ediyor yaşamaya
yani değişen sadece saçların rengi, duruyor yerli yerinde yürekler
hem şimdi daha da güçlü bilekler
sıkılırken havaya meydanlarda,sokaklarda haykırarak yürürken

 

dur; dayamış gibi sırtını duvara, bırak nereden gelirse gelsin ölüm
inanç katıklı, sevgiyle büyümüş çocuğum benim, yürek gözlüm
öyle bakmalısın ki yeryüzüne, gökyüzüne, insanlığa dair her şeye
ama bir yeni dünya için önce güneşe
kör kuyuya düşmeden, bir oyun oynar gibi hiç büyümeden büyürken

 

aynı ses:
ne güzel büyüyorsun çocuk, gördüğün parlak ışıklar o yıldızlar
onlar senin ayak izlerinden kalanlar
sen güneşin koynunda en güzel uykunu uyurken belki
birazdan uzanan eller ne kadar yıldız varsa hepsini toplayacaklar
yarın olacaklar …..

15/5/2008

NEVRUZ ZAMANI KADIN DÜŞLERİ / SEVGİNAZ İNAL}{ KELER TERİ / MEHMET GİRGİN

NEVRUZ ZAMANI KADIN DÜŞLERİ / SEVGİNAZ İNAL


RESİM: MARJAN KHOSRAVİ

narkotik düşünceler asılmış usuma
sinir iletilerim kördüğüm
aşksızlık mı beni böyle duyarsız kılan
ya da umutsuzluk mu esir olduğum?
nevrotik düşünceler sarmış dört bir yanımı.

tamda nevruz zamanı...
ne çabuk unutmuşum
her nevruzun yeni bir umut olduğunu
birileri kökenime kibrit suyu döküyor
birileri yarınımı iğdiş ediyor
kimliksizim...

oysa ki
Ortaasya'dan gelen göçebe yörüğünün
genleri taşıdığım
otağ zamanından...o taa uzaklardan
gelen kadınanaların kızıyım
ağrıma gidiyor,saray entrikalarıyla
örtünmek...düşüncelerimin mimozasında
prangalar vurulmak..

kurtlar sofrasında
esir alınırken kimliğim
yüzyıl öncesinin kararları
hükümsüzdür benim için
alt kimlik üst kimlik ne
alt sınıf üst sınıf ne
tanımıyorum hiçbirini
sınıfsızım
kimliksizim
tanımsızım...

insan olmanın erdemi yoksa erkinde
varlığım birilerini yok etmek içinse
tanrılara yaranmaksa amaç
vazgeçtim...akılsızım

insan olmanın erdemi varsa içinde
karanlığa doğmaksa erek
yakılması gereken meşaleyse
ben meşaleyim...yakın...


 

KELER TERİ / MEHMET GİRGİN

 

FOTOĞRAF: ADNAN DURMAZ

 

keler
terledi
bunu
bir
bahar
gördü
keler
terledi
kırdan
kıraç
bir
taş
taşıdı
ölü
çocuklar
benimle
yaşıttılar
erkenden
taşlaşmıştı
yürek
ona
rağmen
yürüdü
ayaklar
çünkü
dünya
açtı
dünyada
çocuklar
mayısla
kucaklaştı

 

1 MAYIS 2008

1/5/2008

GÖKBAŞ ÇİÇEĞİ / ADNAN DURMAZ


RESİM VE DÜZENLEME:ADNAN DURMAZ

1/5/2008

YEŞİL BİR YANGIN / İRFAN SARİ

FOTOĞRAF:PAUL SMİTH


acı nasıl his edilir
bilirdik.
acıdan kaçarken yakalanırdık hep...
kaçmak yok
elleri büyük bu memleketin ekmeğinden
aşkından
suyundan
kaçmak yok beş metrelik çiçek bahçesinden
hasreti büyütür hep

oysa biz yakın eylerdik bütün akşam üstü eylemlerinde gözlerimizi
yüreğimizi kavanoz sananlara inat
bırak öpsün kalem kağıdımızı
büyüsün
büyüsüz sözlerimiz
yalın
çıplak saatlerde...

bırak,
bir beyinsiz fırtına geçer bu saatlerde
bir de bahar akşamlarının nemli kuş sesleri
bilirsin, memleket manzaralarını
aşkı senden bilir
vefayı senden
ve seni seveni dinsiz sanırlar.

bil ki, nisan ve mayıs hep el eledir
ondandır hep akar üstümüze
bahar ormanları
patlamaya hacet tomurcukları
ve süslenmeye yeşilden

ucu görülmeyen bir çınlayan yeşil
örste dövülmüş kurşini dağ etekleri
ateşte pişmişim
ağır ağır
sende az tenin esmer
az aşkından
tat bu akşam.


1/5/2008

KARANLIĞA BİR KİBRİT ÇAKMAK / HALİL MANAP

 

—Şairin “Adı Kürt Konulan ''Piç'' Bir Mutasyon”

 adlı destansı şiirinden alınmıştır.—

 

 

Faşizm solculuk oynuyor

Usulcacık

İnsanlığı kirleterek

Köhnemiş karanlığında

Kanla sulayarak Demokrasi çınarını

Ne denizlerin mirası ne aslanların yüreği

Ne mazlumların ahı ne insanlığın inanı

ne ustaların mahiri ne kayaların kaypağı

ne Karadeniz de boğdurulan devrimcilerin

                                         yaktıkları meşale

Anadolu zindanlarında ruhum uğruyor işgale

Hiç bir şeyin yok mudur yarını

Kurtarmak için günü

Sırıtarak…

 

Bir yıldızın keşfi bile yok sayılmakta

Güneş balçıkla sıvanmakta tuvallerin

                                      sırıtan kahkahasıyla

İnsanlık bilimsizlikten kaykılmakta

Sosyoloji mosyoloji bahane

Bir Türk dünyaya bedel

Sence Bu çok mu şahane

ey cinsellikten esinlenen sosyolojik orgazm

sen dünyayı yakacaksın

 

Bakmayın siz böyle çağırdığıma

Keşke karanlığa bir kibrit çakabilsem

Sözlerin havada gölgelendiği iklimlerde

Donkişotlaşsam

Zaferden zafere koşsam

Buralarda şairlik de hava.

Dizelerin içi kaynar yerinden fırlar durmuyor ki

                                                           sanki cıva

İnanmayın sözlerime sarılmayın dizlerime

bakın gözlerimin içine orada gizlenmiş

                                              savaşların tarihçesi

Tarihin aynasında buğulanan aşklar dans etmekte...

 

 

1/5/2008

Y A L A N / TAN DOĞAN }{ BEN ÖLMÜŞTÜM / HEKİM COŞKUN

Y A L A N / TAN DOĞAN



FOTOĞRAF: ADNAN DURMAZ


bebelere ninni değil süt gerek

çocukları uyutmayın yalanla

avutmayın kadınları ‘hak’ diye

erkekleri ‘emek’ diye satmayın

kirlettiniz dünya’yı ey arsızlar

ekmek kirli su kirli hava ruh kirli

neyi ezberletiyorsunuz evlerde

okullarda sokaklarda işlerle

‘ne bilgi var ne sevgi hayata dâir’

vicdân yok akıl yok dost kardeş yol-yoldaş yok

‘acı kültürü’yle kim olur ‘mutlu’

kim boynunda sicimle varır ‘insan’a

zulm hangi canı adam eder ki

kimin için bu siyasa ve de din

bu dünya’nın tanrısı kim : söyleyin

 

 

‘korku kültürü’yle kim olur ‘özgür’

kim alnında silahla yürür ‘yarın’a

bebelere ninni değil süt gerek

çocukları uyutmayın yalanla



BEN ÖLMÜŞTÜM / HEKİM COŞKUN



RESİM: İRFAN ERTEL

ben ölmüştüm
tüm şehir yaşıyordu
cesedimde.

nefretin dolaysız dışavurumuydu
ilk yıkıcılığı savaşın
bitiminden çok sonraya dek uzanan baş ağrılarım
şimdi öldüm
cesedim mayın tarlası.

tüm aşkları yasakladı
tek cinsiyetli ordular
ki kadınlar yoktu ki zaten
varsa da erkeğe dönüştürülmüştü ruhları
renkleri siyah ve koyu siyahtı.

tanımlanabilen her şeyken nesnesi,
öznesiydi insan
savaşı meşrulaştırmaya dönüştürülmüş
yansıdıkları ve dışladıklarıydı güçleri
sefil, korkak, vahşiydi yüreksiz bedenleri
korkularını hakim kılmaya çalışırken

ben ölmüştüm
tüm şehir yaşıyordu
cesedimde.

tim, manga,bölük, tümen, ordu
alayınız…
siz erkek erkeğe soluyor iken
biz yurtsuz akşamlarda sevişiyorduk.
kadınlar vardı dünyamızda sizi de doğurabilen
ne yazık ki…

ben ölmüştüm
tüm şehir yaşıyordu
cesedimde


 Devrimci Siteler i ziyaret et
Link Sitesi Bedava siteler Linkcenneti.com
Sitenizi Ekleyin!
Blog Ekle-Site Ekle

Google Gruplar
EMEĞİN SANATI grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et


İÇ MİHRAK AFİŞLERİ











ÜYELERİMİZİN YAYINLANAN KİTAPLARI:

HASİBE AYTEN'İN YENİ ŞİİR KİTABI ÇIKTI: "SEVGİ İKLİMİ"


MAVİ TUTKU / NİLGÜN ACAR


DİCLEYE ATILMIŞ KARANFİLİM BEN / İSA TEKİN


KAR SUYUN SIRTINDA / İRFAN SARİ


AY GÜNLÜĞÜ / TEMEL KURT


KİTAPLARDAN EDİNMEK İSTEYENLER, GRUP E-POSTASI ÜZERİNDEN İSTEKTE BULUNABİLİRLER. ____________________

Bir Mahallenin Kültüre Ve Sanata Açılan Kapısı: ÇINARDİBİ Türkiye'nin İlk Mahalle Kültür-Sanat Dergisi

İletişim ve Abone
Blogcu ile yapıldı