sesinin ırmağında dinliyorum dünyayı çünkü önce gırtlağının sahibi dolaştı bedenimin yataklarını
uçsam kollarından türkülerin evine dolaşsam ve kalbinin dam kapağı memenden yani uyansan şehvet isi tutan bir gecenin yarısına çatlasa dudakların iç çeken duruşları ve bir yol aralansa sesin yine tılsımıyla akıverse, aks çarpması
ve sesinin fotoğrafını ırmakların, akarsuların ve derelerin ellerine verdim deniz oldular. her ırmağın senfonisi her akarsuyun hicranı her derenin türküsü deniz yüreğimin geciken parçası
gülümsüyorum… içimde ki kıyamet ilk defa gördüğü düşü anımsadı ne celladın uzadıkça uzayan boyunda akrep ne de akrebin zehrinden can veren bir ölüyüm ben
ölüyorum… içimde beşinci mevsimden bir tufan sessizlik uğultusu eğ az daha sesinin hükmünü bu uzayan gecelerin kederi çekilmiyor.
eğ biraz daha, nefesinden bulutları taşı biraz sonra selleri ezberler bu vakitler aşk dem yaprağıdır inleyen şarkıların tutkusundan çal benim için.
kuşları düşürülen bir istanbul akşamında yıkımlara bulanıyor yalnızlığı insanı çıldırtan deniz rumelihisar’da balıkçı coşkun parmağını ıslatıp yokluyor poyrazı saçında bir balığın pulları ve tuzu
uzak kuşları dönen bir istanbul akşamında dirimlere bulanıyor kalabalığı insanı coşturan deniz rumelihisar’da coşkun ve bütün balıkçılar parmaklarını ıslatıp yokluyorlar poyrazı saçlarında
tuz gözlerinde balık pulları
AZİZ KEMAL HIZIROĞLU
YOLUNA MAHKÛMLUKLARA VURULDUĞUM
FOTOĞRAF: TAYGUN PAÇACI
Çalmak demek, bir çalgıyı çalıp kullanmak Anlamına gelmiyor bu hale düştükten sonra Hırsızlamak desem hemen yüzün buruşacak Ama başka anlamları da var kimi kelimelerin Şu sevgisine çıldırasıya soyunduğum, Linda!
Sürseler beni, kara belâlı korsanlar adasına Gözünü budaktan esirgemeyen silahşörlerin Etten duvarlarını aşarak, define kraliçelerini Gönül elçisi diye yollasam gelir misin bana Tutkusuna sürgünlüğe soyunduğum, Linda!
Çekip atsalar beni meşhur hırsızlar yurduna Uykuları geceden, düşleri uykulardan çalan Adamların serüvenli yaşamlarını paylaşarak Gönül hırsızı diye gelsem benim olur musun Hasretine türlü kılıklara soyunduğum, Linda!
İskân etseler beni yaman dilenciler ocağına Kimliği sakıncalı, gözetim altında birisi gibi Gece gündüz yoluna çakılıp boyun büksem Bir kerecik kalbini avuçlarıma bırakır mısın Aşkına mahkûmluklara vurulduğum, Linda!
Bir el etek öpülesi uzaklıktadır da Bütün nimetler Sen yine de dosdoğru gidersin başını çevirmeden Destanı yazılmamış babaların anısı sende saklıdır Türküleri yakılmamış annelerin erdemi göğsünde emanet Dosdoğru gidersin Kimsesizler gibi, karakış ayazı sokaklarda Üşümüş aç ve özgür...
Önünde Yeşil danslarıyla ağaçlar Tenini okşayacak ılık Güneş Umut kokusuyla deniz Çiçekler, kuşlar, kelebekler Yaralarını saracak bir şölen hazırlamış Seni bekler
İşimiz kavgadır,şiirdir bilirsin Denize benzer değişkendir Birlikteliği zordur nazlıdır Damarlarına ulaşan derman Dosdoğru gitmenin hazzıdır Sularında fütursuzca kulaç atar kelimelerin
Yollarda sevda dizilidir Seslerinde en ölümcül yaratıcılığın yası İnsanlığın, Yani, Kardeşin kardeşi boğazlamasının tarihi kadar eskidir
Dosdoğru gidersin Aklındaki Gündüz güneş gibi gece dolunay gibi Öfkeleri gerilmiş yay gibi Fidan ölümlerinin Aktarılacak kinidir
Önünde Her renkten insan çeşit çeşit Yoklukları bölüşülmüş Varlıkları eşit Gençler yaşlılar çocuklar bebekler Yaralarının saracak bir şölen hazırlamış Seni bekler
“ sallantılı denizde çalkalanıp duran çivi üstüne çivi çakılmış gemilerde sen düşmemeye çalışırken çapa olmasam bari boynuna “ diyorsun yazdığın son mektupta
ah canımın çekirdeği ah yüreğimin her dem sızlayan çeperi sen olmasan gün yüzüne çıkar mıydı sanıyorsun saklandığı koydan bu gemi göze alır mıydı demir almayı gelebilir miydi üstesinden fırtınaların direnebilir miydi korsanlara aşabilir miydi girdapları buz dağlarını yoksa karanlık sulara mı bırakırdı kendini bu çoktan jilet olmaya ayrılmış gemi
iskele yanı kucak kucak kuru yaprak güvertesinde hüzünlü şarkılar uçuşan alabandasında yalnızlığın çetelesi tutulan yekesinde gözyaşı izi kaburgasında defolu hikayeler okunan bordası yaralı yelken direği kırık ve sintinesi yamalı bir gemi değil miydi bu gemi umutla sarılıp omurgasına birlikte onarmadık mı hasarlı her yerini
ah benim barbariskam ah benim çingene tayfam bütün denizciler bilir ki tayfadır aslında gemiyi kurtaran sen olmasan kendini de kurtarmazdı bu kaptan
bir koca okyanusun ortasındayız şimdi şu bizi yutacak gibi duran okyanusun demiştik baştan korkmak yok yılmak hiç yok birlikte yazacağız bu seyir defterini şimdi kurutup kirpikleri ufuklara bakmalı belki bir ada kucaklar bizi hatta bu yağmur tufan sonrası gökkuşağı geçer üstümüzden belki sonra hiç belli olmaz bakarsın dingin bir limanda buluruz kendimizi belki bir martı yaralarımıza üfler bir simitçi bölüşür sıcağını ve belki de üşütmeyen gölgesiyle bir çardak altı bekliyordur orada bizi inan olmayacak şey değil tutunduğun dal kırılmasın yeter ki…
* BARBARİSKA: Gemicilikte; tutulmakta olan bir halatın kaymamasi için yapılan bir bağ çeşidi.
NAZLIHAN HASKÖYLÜ
KALDIR AT
FOTOĞRAF: MÜSLÜM YAŞARGÜN
kaldır at karamsarlığı dipsiz uçurumlara
görmüyormusun göz kırpıyor bak sana kıpır kıpır yaşam
haydi canım bir şanş ver bastırdığın arzularına bırak gemini dizginini uçuşsun kendi kanatlarıyla
koy elini yüreğine dinle atışını çöz şifresini yanıt ver bu akşam tüm beklentilerine yanıtsız kalmasın yaşamın içinde hiç bir soru yüreğinde
gözlerinle görüp mantığınla ölçeceksin ne kadar küçük cılız olduğunu karamsarlığın
işte o zaman büyüyüp devleşecek kendine güvenin defolup gidecek içindeki çıkmazların ve kendiliğinden serpilecek tohumları köklenip yeşerecek çoğalıp yurtlanacak alacak yerini sevinin ormanları karamsarlığın işgal ettiği bölgelerde ve nihayet sende gülümseyeceksin dolu dolu yaşayıp hissedeceksin ta ki iliklerinde umutların sevdaların buket buket çiçekleri harman olup yığılacak yüreğinde
Ne zaman hatırlasam yeniden seni Kocaman dalgalar basar gözlerimi, Ve kavurur kızgın alazlar Yüreğimin yeşeren filizlerini. Parıldar kavga meydanlarında Korlanan acıların keskin bilinci, Ve ışıldatır yalın çelik aydınlığıyla Rahmi buz tutan kara geceleri. Kopartıp götürür soğuk rüzgarlar Gönlün yeşil duran yapraklarını, Yükselen bir meşaledir hatıran Işıtır gelen günlerin sabahlarını. Ne zaman hatırlasam yeniden seni Acı ve umutla yoğrulmakta gelecek, Boy atmada ormanlar boyu binlerce fidan Güneşli bahçeler büyür alnında Yanar gözlerinde iki kor çiçek.
13 Aralık 2007 / Melbourne MEHMET SARI
İKİ SATIR BİŞEY...
RESİM:HUBERT LOPEZ HEREDİA
iki satır bişeydi işte her şey... ne papatya kurusu nede hayindi lakin karanlıktı gece asmıştım geceden kalma sevişmelerimizi avlusuna, demir parmaklıklı yüreğimin tek hücreli asalak zifiri ve ayyaş bir yalnızlıktı sensizlik oysaki bağımlısıydım ben seni olmayan sensizliğin kimi zaman bir eroinman kimi zamanda deli dumrul kesiliyordu bendeki sensizlik adımlarım çırılçıplak adımlar serseri... ya seninkiler? piç bir kuytuda gırtlaklanmış damla damla akan kan sesleri çığlık yankısı cehennemdi sensizlik...
En güzeli sabah erken yola koyulmaktır Daha varoşlar uyanmamışken çiğ yapraklardan kalkmamışken henüz en hafif çıtırtı duyulur o zaman Geri dönmeyecek gün gibi rüzgar serinliğini otların arasına yığar Tarifsiz bir kıpırtıya sığar yürek her an bir ses duyacakmış gibi pür dikkat kesilir her hücre geçen her anın tadı damakta fütursuz Geri dönmeyecek olduğunu bilerek içine düşen kor yakar belleği
En güzeli sabah erken yola koyulmaktır Uyuyan ırmağın yatağından çıkarak daha kuşlar kanatlarını temizlerken günün ilk saatine yoldaş olmaktır Evlerin önüne serilen patika yol bahçesinde elma ağaçları yeşil kırmızı Yaz sonrası sere serpe yatan tarla Göğsünde vahşi atların dörtnal geçip gidişini saklayan ovada yeniden boy veren pıtrak gözlerini selamlayan karşılayıcı
En tatlı düş sabaha yakın yoklar uykuda Alışkanlıklardan vazgeçebilmekle başlar oysa en güzele kavuşturacak serüven Özgürlük kopabilmektir rutin demden En yaşanası aşk uzun yolda kavrulmaktır en güzeli sabah erken yola koyulmaktır
‘duvar dibi işsizleri’ her sabah ve her öğle ve her akşam -cumartesiler ve pazarlar dâhil üsküdar’da ve balık pazarının önünde sırtlarını dayarlar -bir umut kir ve kan kokan duvara
(kimi genç diyarbakırlı kimi kart karslı kimi cılız kimi kaslı ne dünü ne yarınları belli adları: ‘gündelik işçi’)
eski bir kamyonet yanaşır… biri iner şoförün yanından… seçer -seçer gibi pazardan balıkları… “sen… sen… ve de sen… kamyonun kasasına itişmeden atlayın…”
çekip giderler…
(kalan sağlar bekler ölgün balıklar gibi hiç bilmedikleri godot’u ölene kadar…)
İşte güneş işte ay İşte gece yıldızlar Kayıp geçen bir ömre Tanıktır biliciler
Sen ekindin ben biber Ben ekindim sen biber "Dostum dostum güzel dostum" Son çeyreğindeyiz ömrün Işığımız sönmeden gel
Karayazmalı ölümün Pazarlığı yok rüşveti yok Ey paranın sultanları Mezarın çiçeğine Bir testi su yeter
HASİBE AYTEN
VİRGÜL
FOTOĞRAF: DEVİANTART.COM
Meksila'ya,
Bir virgül gibi ayırıyorsun Kendinden sonraki tarihi Artık hayat ne eski hayat Ne de virgül Sadece alfabe işçisi
Bir virgül gibi topluyorsun Saçlarını arkaya Açılınca hafif hafif Başlıyor omuzların akmaya Arasına virgül katıp harflerin Durduruyorum zamanı Dünya eski dünya mı? Değil
Bir virgül gibi kıvrılıyorsun Darasız, solumdaki uçuruma Zarif bir bıçak kesiğisin Sekiyorsun bir kıvılcım gibi Gecenin karanlık saçlarına Kamaşıyor gözlerim
Kıpkızıl avuçlarımızda eriyordu zaman Doğurgan sancılarında Pranga vurulmuş ellerimiz yönleri çoğaltırken Kızıl gül direncinden düştük birer birer Teslimiyetsiz Masum çocuklara bıraktık yarını Hırpalanmış zamanda özgür savaşı
Gün ağarırken mahpushane duvarlarında Çoğuldu özgürlüğe uzanan yollar Kelepçeli ellerimizde alınan kalem direncinden Çoğalırken hüzün Sınırı belli olmayan türkülere yakıldık Doğmamış bebek Birinci sırada olanımızın adını alırken
İşte budur Bembeyaz düşlerimizi emeğe işleyecek Üşüyen ellerimizi ısıtacak Budur utangaç parmakların Gizemin kapılarını açacak Yaşamın kendisi olan kararlı direnç Ve Adlarımızı alacak haine inat İçsel evrenine adadığımız buseler
HAMZA İNCE
TOHUM
RESİM: KAMER BATIOĞLU
Bir ilgi odağı Çizgi gibi Gölgeye düştü ilkin.. Bölündü kışkırtıcı bütünsellik Bilinç tüm görüş açılarıyla özgürken Ayrık kollardan yürüyen iki bakış Dirençle uzanıverdi sonsuzluğa Us hükmetti istence Engel tanımayan pençeler vuruldu yemine
EMEĞİN SANATI GRUBUNDAN A.ZİYA ÇAMUR, YAŞAR DOĞAN VE BABÜR PINAR’IN DA TEBLİĞLERİNİN YER ALDIĞI KONFERANS METİNLERİNDEN OLUŞAN BU KİTAP SORUN YAYIN KOLLEKTİFİ TARAFINDAN YAYINLANDI. ORADAN İSTENEBİLİR.
EMEĞİN SANATI GRUBU ŞAİR-YAZARLARINDAN EMEKÇİ ŞAİR ŞEREF ÖZTÜRK USTA'NIN İLK ŞİİR KİTABI YAYINLANDI: