« Önceki | Sonraki »

1/1/2009

SESİN ÇAKIŞI / İRFAN SARİ


RESİM: AHMET GÜNEŞTEKİN


sesinin ırmağında dinliyorum dünyayı
çünkü önce gırtlağının sahibi
dolaştı bedenimin yataklarını

uçsam kollarından türkülerin evine
dolaşsam
ve kalbinin dam kapağı memenden yani
uyansan şehvet isi tutan bir gecenin yarısına
çatlasa dudakların iç çeken duruşları
ve bir yol aralansa
sesin yine tılsımıyla akıverse, aks çarpması

ve sesinin fotoğrafını
ırmakların, akarsuların ve derelerin ellerine verdim
deniz oldular.
her ırmağın senfonisi
her akarsuyun hicranı
her derenin türküsü
deniz yüreğimin geciken parçası

gülümsüyorum…
içimde ki kıyamet ilk defa gördüğü düşü anımsadı
ne celladın uzadıkça uzayan boyunda akrep
ne de akrebin zehrinden can veren bir ölüyüm ben

ölüyorum…
içimde beşinci mevsimden bir tufan
sessizlik uğultusu

az daha sesinin hükmünü
bu uzayan gecelerin kederi çekilmiyor.

eğ biraz daha,
nefesinden bulutları taşı
biraz sonra selleri ezberler bu vakitler
aşk dem yaprağıdır
inleyen şarkıların tutkusundan
çal benim için.

1/1/2009

BALIKÇI…LAR / AZİZ KEMAL HIZIROĞLU * YOLUNA MAHKÛMLUKLARA

BALIKÇI…LAR

 

FOTOĞRAF: LEVENT ÜSTE

 

kuşları düşürülen bir istanbul akşamında
yıkımlara bulanıyor
yalnızlığı insanı çıldırtan deniz
rumelihisar’da balıkçı coşkun
parmağını ıslatıp yokluyor poyrazı
saçında bir balığın pulları ve tuzu

uzak kuşları dönen bir istanbul akşamında
dirimlere bulanıyor
kalabalığı insanı coşturan deniz
rumelihisar’da coşkun ve bütün balıkçılar
parmaklarını ıslatıp yokluyorlar poyrazı saçlarında

tuz gözlerinde balık pulları

 

AZİZ KEMAL HIZIROĞLU

 


 

YOLUNA MAHKÛMLUKLARA VURULDUĞUM

 

 

FOTOĞRAF: TAYGUN PAÇACI

 

Çalmak demek, bir çalgıyı çalıp kullanmak
Anlamına gelmiyor bu hale düştükten sonra
Hırsızlamak desem hemen yüzün buruşacak
Ama başka anlamları da var kimi kelimelerin
Şu sevgisine çıldırasıya soyunduğum, Linda!

Sürseler beni, kara belâlı korsanlar adasına
Gözünü budaktan esirgemeyen silahşörlerin
Etten duvarlarını aşarak, define kraliçelerini
Gönül elçisi diye yollasam gelir misin bana
Tutkusuna sürgünlüğe soyunduğum, Linda!

Çekip atsalar beni meşhur hırsızlar yurduna
Uykuları geceden, düşleri uykulardan çalan
Adamların serüvenli yaşamlarını paylaşarak
Gönül hırsızı diye gelsem benim olur musun
Hasretine türlü kılıklara soyunduğum, Linda!

İskân etseler beni yaman dilenciler ocağına
Kimliği sakıncalı, gözetim altında birisi gibi
Gece gündüz yoluna çakılıp boyun büksem
Bir kerecik kalbini avuçlarıma bırakır mısın
Aşkına mahkûmluklara vurulduğum, Linda!

 

 

A. KARABAĞ

1/1/2009

ŞAİRCE / ÖZER GENÇ

RESİM: HASAN HÜSEYİN DEVECİ

 

 

Bir el etek öpülesi uzaklıktadır da
Bütün nimetler
Sen yine de dosdoğru gidersin
başını çevirmeden
Destanı yazılmamış babaların anısı sende saklıdır
Türküleri yakılmamış annelerin erdemi
göğsünde emanet
Dosdoğru gidersin
Kimsesizler gibi, karakış ayazı sokaklarda
Üşümüş aç ve özgür...

Önünde
Yeşil danslarıyla ağaçlar
Tenini okşayacak ılık Güneş
Umut kokusuyla deniz
Çiçekler, kuşlar, kelebekler
Yaralarını saracak bir şölen hazırlamış
Seni bekler

İşimiz kavgadır,şiirdir bilirsin
Denize benzer değişkendir
Birlikteliği zordur nazlıdır
Damarlarına ulaşan derman
Dosdoğru gitmenin hazzıdır
Sularında fütursuzca kulaç atar kelimelerin

Yollarda sevda dizilidir
Seslerinde en ölümcül yaratıcılığın yası
İnsanlığın,
Yani,
Kardeşin kardeşi boğazlamasının tarihi kadar eskidir

Dosdoğru gidersin
Aklındaki
Gündüz güneş gibi gece dolunay gibi
Öfkeleri gerilmiş yay gibi
Fidan ölümlerinin
Aktarılacak kinidir

Önünde
Her renkten insan çeşit çeşit
Yoklukları bölüşülmüş
Varlıkları eşit
Gençler yaşlılar çocuklar bebekler
Yaralarının saracak bir şölen hazırlamış
Seni bekler

1/1/2009

ANALARINI DOĞURAN CAN YELEĞİ KIZLARA... / NAZLIHAN HASKÖYLÜ * KA

ANALARINI DOĞURAN CAN YELEĞİ KIZLARA...

 

RESİM: JAVİER MARTİNEZ

Barbariska' m*

 


“ sallantılı denizde çalkalanıp duran
çivi üstüne çivi çakılmış gemilerde
sen düşmemeye çalışırken
çapa olmasam bari boynuna “
diyorsun yazdığın son mektupta

ah canımın çekirdeği
ah yüreğimin her dem sızlayan çeperi
sen olmasan
gün yüzüne çıkar mıydı sanıyorsun
saklandığı koydan bu gemi
göze alır mıydı demir almayı
gelebilir miydi üstesinden fırtınaların
direnebilir miydi korsanlara
aşabilir miydi girdapları buz dağlarını
yoksa karanlık sulara mı bırakırdı kendini
bu çoktan jilet olmaya ayrılmış gemi

iskele yanı kucak kucak kuru yaprak
güvertesinde hüzünlü şarkılar uçuşan
alabandasında yalnızlığın çetelesi tutulan
yekesinde gözyaşı izi
kaburgasında defolu hikayeler okunan
bordası yaralı
yelken direği kırık
ve sintinesi yamalı bir gemi değil miydi bu gemi
umutla sarılıp omurgasına
birlikte onarmadık mı hasarlı her yerini

ah benim barbariskam
ah benim çingene tayfam
bütün denizciler bilir ki
tayfadır aslında gemiyi kurtaran
sen olmasan
kendini de kurtarmazdı bu kaptan

bir koca okyanusun ortasındayız şimdi
şu bizi yutacak gibi duran okyanusun
demiştik baştan
korkmak yok yılmak hiç yok
birlikte yazacağız bu seyir defterini
şimdi kurutup kirpikleri
ufuklara bakmalı
belki bir ada kucaklar bizi
hatta bu yağmur tufan sonrası
gökkuşağı geçer üstümüzden belki
sonra hiç belli olmaz
bakarsın dingin bir limanda buluruz kendimizi
belki bir martı yaralarımıza üfler
bir simitçi bölüşür sıcağını
ve belki de üşütmeyen gölgesiyle
bir çardak altı bekliyordur orada bizi
inan olmayacak şey değil
tutunduğun dal kırılmasın yeter ki…


* BARBARİSKA: Gemicilikte; tutulmakta olan bir halatın kaymamasi için yapılan bir bağ çeşidi.

 

NAZLIHAN HASKÖYLÜ

 



 

 

KALDIR AT


FOTOĞRAF: MÜSLÜM YAŞARGÜN

 



kaldır at
karamsarlığı
dipsiz uçurumlara

görmüyormusun
göz kırpıyor
bak sana
kıpır kıpır yaşam

haydi canım
bir şanş ver
bastırdığın arzularına
bırak
gemini dizginini
uçuşsun
kendi kanatlarıyla

koy elini yüreğine
dinle atışını
çöz şifresini
yanıt ver bu akşam
tüm beklentilerine
yanıtsız kalmasın
yaşamın içinde
hiç bir soru yüreğinde

gözlerinle görüp
mantığınla ölçeceksin
ne kadar küçük
cılız olduğunu
karamsarlığın

işte o zaman
büyüyüp devleşecek
kendine güvenin
defolup gidecek
içindeki çıkmazların
ve kendiliğinden serpilecek
tohumları
köklenip yeşerecek
çoğalıp yurtlanacak
alacak yerini
sevinin ormanları
karamsarlığın
işgal ettiği bölgelerde
ve nihayet sende
gülümseyeceksin
dolu dolu yaşayıp
hissedeceksin
ta ki iliklerinde
umutların sevdaların
buket buket çiçekleri
harman olup
yığılacak yüreğinde


FAHRİ ÇİNÇİK

 

1/1/2009

ALNINDA GÜNEŞLİ BAHÇELER BÜYÜR / MEHMET SARI * İKİ SATIR BİŞEY.

ALNINDA GÜNEŞLİ  BAHÇELER BÜYÜR

 

    -Erdal Eren'in anısına-

 

Ne zaman hatırlasam yeniden seni
Kocaman dalgalar basar gözlerimi,
Ve kavurur kızgın alazlar
Yüreğimin yeşeren filizlerini.

Parıldar kavga meydanlarında
Korlanan acıların keskin bilinci,
Ve ışıldatır yalın çelik aydınlığıyla
Rahmi buz tutan kara geceleri.

Kopartıp götürür soğuk rüzgarlar
Gönlün yeşil duran yapraklarını,
Yükselen bir meşaledir hatıran
Işıtır gelen günlerin sabahlarını.

Ne zaman hatırlasam yeniden seni
Acı ve umutla yoğrulmakta gelecek,
Boy atmada ormanlar boyu binlerce fidan
Güneşli bahçeler büyür alnında
Yanar gözlerinde iki kor çiçek.

13 Aralık 2007 / Melbourne
MEHMET SARI
 









İKİ SATIR BİŞEY...

 

 

RESİM:HUBERT LOPEZ HEREDİA

 


 

iki satır bişeydi işte
her şey...
ne papatya kurusu nede hayindi
lakin karanlıktı gece
asmıştım geceden kalma sevişmelerimizi
avlusuna, demir parmaklıklı yüreğimin
tek hücreli asalak zifiri ve ayyaş
bir yalnızlıktı sensizlik
oysaki bağımlısıydım ben
seni olmayan sensizliğin
kimi zaman bir eroinman
kimi zamanda deli dumrul kesiliyordu
bendeki sensizlik
adımlarım çırılçıplak
adımlar serseri...
ya seninkiler?
piç bir kuytuda gırtlaklanmış
damla damla akan kan
sesleri çığlık
yankısı cehennemdi
sensizlik...

 

 

SAVAŞ SEZAİ

 

15/12/2008

ÇAKALLAR ULUTAN ÇILGIN ISSIZLIK / ADNAN DURMAZ

RESİM: ADNAN DURMAZ

 

yorgun bir ırgat gibi gün çömeldi dağlara

bulvarlar acıdı

elinde poyraz bir hançer

çakalları ulutan yalnızlık kaldı bozkırda

 

tekinsiz patikalardan

mağlup kentlerden yontulmuş yüzüm

şimdi yanında olsam..

 

bir yanım

mezarlıklara açılan bütün sokaklar..

yaralı birinin son sözleri..

asılanın haykırışı..

yıllardır ot bitmeyen yangın yerleri...

bir daha kavuşmayacak olanların bakışı..

 

bir yanım çığlık çığlığa kuş sesleriyle

her an bir yerlerde sürekli doğan hayat

gelip kapında dursam...

 

seni aradım sis basmış varoşlarda

puslu dağlarda

kaldırımlarda ölü düşler topladım

gecelerin en mecalsiz yerinde

seni aradım

 

kadınlar gördüm gülüşünde kırlangıçlar uçuşan

gözlerinde bakışı olmayan kadınlar gördüm

bakışında ışıkları sönmüş

öksüz kadınlar gördüm

aradım seni...

 

sınırları ömrümle çizilmiş değil

neyleyim

tüm zamanlar

yüreğimin yarıklarından akar

bir yanım gazel döker durmadan

döver kerpiç duvarını gecelerimin

fırtınalar-sağnaklar

neyleyim

yıldırımları çeken

bir belalı yürek var

 

bir yerlerim

“bütün meyhaneleridir İstanbul’un”

kadehler kırılır sabaha kadar

hüzzamdan cümle şarkılar

bir yerlerim ayrılıklar tarlası

göynük göynük yakan uzun havalar

 

serçeler çıldırır coşkudan

bir karınca türkü söyler ayışığında

bir yanım ki

tomurcuklar patlar

büyür de büyür yüreğimde durmadan

sevinç kelebeğinin konduğu dallar

 

elimi uzatsam yarın

uzansam dudakların

 

 

şimdi sonsuz denizlerde senin adana çıksam

gövdemde zından yorgunluğu

gülüşümde yaşanmamış düşlerin dargınlığı

yüzümde yenilgi kırgınlığı

 

mecrası önceden açılmış hayatlar

akarken gecenin karanlığında

çakalar ulutan çılgın ıssızlık

çöreklenmiş dağlarda

bir yanımın ellerine kelepçeler vurulmuş

asılır sehpalarda

bir yanım yenik düşmez

direnir kavgalarda

bir çılgın anka...

gelip kapına dursam

 

 

sırtımızda acıların kanlı gömleği

öfkelerde yana yana

uçurumlar düşe düşe

zulümle dövüşe dövüşe

kan ter içinde yaşadık

 

ben sana iklimim deyip sarıldım

kimliğim oldu düşün

nere gitsem

sana giden bir yolcuydum aslında

seninle ısınmak nedir

bilmezsin

karlı dağlarda

sen ki

mahpus damlarını ışıtan düşüm

 

her sevdanın bitişinde

yolum kimle ayrılmışsa

onun da sen olmayışına

yeniden

yenibaştan ölüşüm...

 

her ayrılıkta seni çoğaltmak

ve seni her hasretin içine katmak

bir sapkın umut

bir çılgın hülya

 

trenlerden inmedin

bekledim tüm istasyonlarda

binmedin vapurlara

yaşadığım hiçbir yere gelmedin

en yaralı yanım oldun

kanadın

yandım gitti her soluk da

bilmedin...

 

şimdi gelsem kapına

böyle yıkık

böyle yorgun

yaralı

gözlerimden tanır mısın

 

tut ki körpe şafak uykulardayım

bir yanım uykuda

bir yanım uyanık

uzanmışım gül pembesi buluta

zamandışı sonsuz yolculuktayım

tül yüzgeçli bir balığım

ışıktan okyanuslardayım

bir martıyım mavilerle sevişen

bir damlayım güllerin dalına düşen

bir yanım uyur

bir yanım uyanık

 

öyle uyursun da bir türkü nasıl uyursa

bir ağaç nasıl uyursa çiçekler aça aça

sevdalar nasıl uyursa

bir yanım düş

bir yanım umut

yanıbaşındayım

bir yanım uykuda

elimi uzatırım sana

yana yana

bir yanım uyanık

yokluğunun buz dalları gelir parmaklarıma

 

uyanırım

yalnızlığın dudakları dudaklarımda

 

şimdi neredesin bilsem

ahh yorgun sular gibi gelsem

ovalarına yayılsam

dinlensem

 

aah şimdi yanına gelsem...

 

15/12/2008

SABAH ERKEN DÜŞMEK YOLA / BABÜR PINAR

FOTOĞRAF: ATTİLA KÜNTÜZ



En güzeli sabah erken yola koyulmaktır
Daha varoşlar uyanmamışken
çiğ yapraklardan kalkmamışken henüz
en hafif çıtırtı duyulur o zaman
Geri dönmeyecek gün gibi rüzgar
serinliğini otların arasına yığar
Tarifsiz bir kıpırtıya sığar yürek
her an bir ses duyacakmış gibi
pür dikkat kesilir her hücre
geçen her anın tadı damakta fütursuz
Geri dönmeyecek olduğunu bilerek
içine düşen kor yakar belleği

En güzeli sabah erken yola koyulmaktır
Uyuyan ırmağın yatağından çıkarak
daha kuşlar kanatlarını temizlerken
günün ilk saatine yoldaş olmaktır
Evlerin önüne serilen patika yol
bahçesinde elma ağaçları yeşil kırmızı
Yaz sonrası sere serpe yatan tarla
Göğsünde vahşi atların dörtnal
geçip gidişini saklayan ovada
yeniden boy veren pıtrak
gözlerini selamlayan karşılayıcı

En tatlı düş sabaha yakın yoklar uykuda
Alışkanlıklardan vazgeçebilmekle başlar oysa
en güzele kavuşturacak serüven
Özgürlük kopabilmektir rutin demden
En yaşanası aşk uzun yolda kavrulmaktır
en güzeli sabah erken yola koyulmaktır

15/12/2008

DUVAR DİBİ İŞSİZLERİ / TAN DOĞAN




‘duvar dibi işsizleri’ her sabah
ve her öğle ve her akşam -cumartesiler ve pazarlar dâhil

üsküdar’da ve balık pazarının önünde

sırtlarını dayarlar -bir umut

kir ve kan kokan duvara

(kimi genç diyarbakırlı kimi kart karslı
kimi cılız kimi kaslı
ne dünü ne yarınları belli
adları: ‘gündelik işçi’)

 

eski bir kamyonet yanaşır…
biri iner şoförün yanından…

seçer -seçer gibi pazardan balıkları…

“sen… sen… ve de sen…

kamyonun kasasına itişmeden atlayın…”

 çekip giderler…

 

(kalan sağlar bekler
ölgün balıklar gibi
hiç bilmedikleri godot’u
ölene kadar…)

 

‘duvar dibi işsizleri’ her gece
kaybolurlar

 -yazlar kışlar baharlar güzler dâhil

.......................................................................................

15/12/2008

GEL / HASİBE AYTEN*VİRGÜL / NECİP GÜLEÇER

GEL



 










                                                       








RESİM: HASİBE AYTEN


Gülşendi gülleri
Nardı mevsimleri
Açardı canımın gözbebeğinde
Ah o uçurum çiçekleri

İşte güneş işte ay
İşte gece yıldızlar
Kayıp geçen bir ömre
Tanıktır biliciler

Sen ekindin ben biber
Ben ekindim sen biber
"Dostum dostum güzel dostum"
Son çeyreğindeyiz ömrün
Işığımız sönmeden gel

Karayazmalı ölümün
Pazarlığı yok rüşveti yok
Ey paranın sultanları
Mezarın çiçeğine
Bir testi su yeter


HASİBE AYTEN

 

 


 

 

VİRGÜL






















FOTOĞRAF: DEVİANTART.COM


Meksila'ya,



Bir virgül gibi ayırıyorsun
Kendinden sonraki tarihi
Artık hayat ne eski hayat
Ne de virgül
Sadece alfabe işçisi

Bir virgül gibi topluyorsun
Saçlarını arkaya
Açılınca hafif hafif
Başlıyor omuzların akmaya
Arasına virgül katıp harflerin
Durduruyorum zamanı
Dünya eski dünya mı? Değil

Bir virgül gibi kıvrılıyorsun
Darasız, solumdaki uçuruma
Zarif bir bıçak kesiğisin
Sekiyorsun bir kıvılcım gibi
Gecenin karanlık saçlarına
Kamaşıyor gözlerim

 

 

NECİP GÜLEÇER

 

 

15/12/2008

İŞTE BUDUR / HAMZA İNCE * TOHUM / NECDET ARSLAN

İŞTE BUDUR

 

 

Kıpkızıl avuçlarımızda eriyordu zaman
Doğurgan sancılarında
Pranga vurulmuş ellerimiz yönleri çoğaltırken
Kızıl gül direncinden düştük birer birer
Teslimiyetsiz
Masum çocuklara bıraktık yarını
Hırpalanmış zamanda özgür savaşı

Gün ağarırken mahpushane duvarlarında
Çoğuldu özgürlüğe uzanan yollar
Kelepçeli ellerimizde alınan kalem direncinden
Çoğalırken hüzün
Sınırı belli olmayan türkülere yakıldık
Doğmamış bebek
Birinci sırada olanımızın adını alırken

İşte budur
Bembeyaz düşlerimizi emeğe işleyecek
Üşüyen ellerimizi ısıtacak
Budur utangaç parmakların
Gizemin kapılarını açacak
Yaşamın kendisi olan kararlı direnç
Ve
Adlarımızı alacak haine inat
İçsel evrenine adadığımız buseler 
 

HAMZA İNCE

 

 

TOHUM

RESİM: KAMER BATIOĞLU

 

Bir ilgi odağı
Çizgi gibi
Gölgeye düştü ilkin..
Bölündü kışkırtıcı bütünsellik
Bilinç tüm görüş açılarıyla özgürken
Ayrık kollardan yürüyen iki bakış
Dirençle uzanıverdi sonsuzluğa
Us hükmetti istence
Engel tanımayan pençeler vuruldu yemine

Eylem göz’den
Eylem söz’den doğdu
Eylem öz’e vardı

Ey intiharı önleyen umut
Ey örtünmüş hayal
Ey yıkılmış ülkelerden başkente sığınan feryat

İki düşlem
Mülteci ateşleri gibi
Yüzleşmenin tutanaklarına yazıldı
Birleşti gönençli güç
Serpilen tohumlarla yeşeren sezgiler vadileri bürürken
Ötesi olan iç arınmalarından işlenen nakış
Yıldızlar gibi uzandı boşluğa
Tutunuş yöneldi gönence
Kendi sesine kavuşmanın maddeleri sıralandı sevi’nin gündemine

Göz gerçeği gördü
Söz gerçeği söyledi
Öz gerçeğe inandı

Ey geçmişi şimdi eden somut
Ey damar damar akan vuslat
Ey bellekleri onurlandıran hilkat

Yeni bir soluk itişiyle
Sezisel bir çığ gibi
Şiir gibi
Büyü de büyü
Yürü şahikalardan...


NECDET ARSLAN



EMEĞİN SANATI GRUBUNDAN A.ZİYA ÇAMUR, YAŞAR DOĞAN VE BABÜR PINAR’IN DA TEBLİĞLERİNİN YER ALDIĞI KONFERANS METİNLERİNDEN OLUŞAN BU KİTAP SORUN YAYIN KOLLEKTİFİ TARAFINDAN YAYINLANDI. ORADAN İSTENEBİLİR.

EMEĞİN SANATI GRUBU ŞAİR-YAZARLARINDAN EMEKÇİ ŞAİR ŞEREF ÖZTÜRK USTA'NIN İLK ŞİİR KİTABI YAYINLANDI:
"seksen kere söyledim

benden şair olamaz dedim

yüreğim hep kavgamdaydı

sınıfıma sevdamdaydı"



GAZZE'DEN YİTEN İNSANLIK

EMEĞİN SANATI DOSTLARI:

 Devrimci Siteler i ziyaret et
Link Sitesi Bedava siteler Linkcenneti.com
Sitenizi Ekleyin!
Blog Ekle-Site Ekle

Google Gruplar
EMEĞİN SANATI grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et
Blogcu ile yapıldı