EMEĞİN SANATI'NDAN 50. MERHABA
Merhaba,
Emeğin Sanatı 3. yılında 50 bini aşan ziyaretçiyle 50.sayıya ulaştı. Küçük bir grubun yayın organı olarak 15 Aralık 2006’da çıkmaya başlayan dergimiz, kısa sürede gördüğü ilgi ile grubumuzun sınırları dışına da çıkmaya başladı.
Bu sayıda, ulaştığımız istatistik sonuçları sizlerle paylaşmak isterim: 3. Yılımızda 50.000 ziyaretçiyi aştık. Bu ziyaretlerin bir kısmı saniyelik olsa da, google analytics’den aldığımız verilere göre okunma oranımız yüzde 60’ın üstünde. Sitede geçirilen süre ortalama olarak 2,5 dakikanın üzerindedir.
Son 1 aylık süre içinde 1121 ziyaretçiden 734'ü, ilk kez buluşmuş Emeğin Sanatı ile. Genel olarak %59,50’sini yeni okurlarımız oluşturuyor. Okurlarımızın % 16,95’i doğrudan dergimize ulaşırken, %55.49’u link vererek okurlarını bize yönelten dost siteler üzerinden geliyorlar. %27 48’i ise arama motorlarından gelmekte.
Okurların yerleşimi olarak yapılan istatistikte de ilginç sonuçlara ulaşılmakta: Son bir ay içinde ülkemizde en çok okur gelen İller arasında 307 ziyaret ile İstanbul, 128 ziyaret ile Ankara, 114 ziyaret ile İzmir başta gelmekte. Sıralamanın devamında Adana, Bursa, Muğla, Gaziantep, Antalya, Diyarbakır, Samsun gelmektedir. En az okur gelen bölgeler ise, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz bölgeleridir.
Ülke dışından da yoğun bir ziyaretçi akımı görülüyor. Bunların bir kısmı hemen girip çıkan ziyaretçiler. Ancak hatırı sayılır okurlar da var. Ülkeler, ziyaret sayıları ve sitede kalma oranları şöyle:
Almanya: 135, %70.37; A.B.D:38, %5.26; Fransa:14, %21.43; İngiltere:10, %20.00; İsviçre:8, %37.50; Hollanda 6, %33.33… Diğer okurlarımızın bulunduğu ülkeler(dergimizi okuyan ziyaretçiler), Avusturya, Bulgaristan, Macaristan, Azerbaycan, Slovenya, Venezuela…
50. Sayımızdan sonra 51. sayımızda bir de adres değişikliği yapacağız. Bu adresimiz, arşiv olarak kalmaya devam edecek. Ancak artık 50 sayının yükünü çekmekte zorlanmaya, zaman zaman html sorunları vermeye başlamıştı. 51. sayıdan itibaren yeni adresimiz: http://emeginsanati.blogspot.com/ 50. Sayımızın bir benzeri şu an bu adreste yayınlanmakta. 51. Sayımızdan itibaren bu adreste mi devam edelim, blogcuda http://emeginsanati2.blogcu.com adresinde yayınımızı sürdürelim mi? Okurlarımızın bu konudaki tercihlerini belirtmelerini bekliyoruz.
Dostlarımızla her karşılaşmamızda sorulan soru: “Ne zaman basılı dergi olarak elimize alacağız?” Koşullar oluştuğunda elbet bu sorulara da olumlu yanıtı vereceğiz.
Ali Ziya Çamur
Ben yaratıdaki estetik ile yaratıcıdaki etiğe çok önem veriyorum. Bu iki olgunun birbirinden aşırı uzak olması, algımı ve sezgimi altüst ediyor. Yapıtları anlamakta, inandırıcı bulmakta, sezmekte ve sevmekte eksiliyorum. Acı çekiyorum. Bunca yorgunluğun, hüznün ve maddi sıkıntının üzerine bunlara katlanamıyorum kısacası. Çünkü genelde sanatçı, özelde şair ve yazar "ne yapalım, önünde sonunda insanız işte" yargısının ötesine geçen, aşkınlaşan ve dolayısıyla hayatı da aşkınlaştıran kişi olmalı diyorum. AZİZ KEMAL HIZIROĞLU
YAŞAM VE SANATTA
15 GÜNÜN İZDÜŞÜMÜ
14 ŞUBAT DÜNYA ÖYKÜ GÜNÜ ETKİNLİKLERLE KUTLANDI...
P.E.N Türkiye Merkezi ve Fransız Kültür Merkezi işbirliği ile düzenlenen geleneksel “14 Şubat Dünya Öykü Günü” etkinliği bu yıl da 14 Şubat Cumartesi günü, 15.00-17.00 saatleri arasında Fransız Kültür Merkezi’nde kutlandı.
P.E.N Çeviri ve Dil Hakları Komitesi Dünya Öykü Günü Çalışma Gurubu’nun organizasyonunu gerçekleştirdiği programın teması ”ÖYKÜLERİMİZ KARDEŞTİR” Bu yıl öykü bildirisini Osman Şahin kaleme aldı.
Uluslararası P.E.N Merkezi Genel sekreteri yazar, Eugene Schoulgin ve yazar Yasemin Yazıcı’nın açış konuşmalarıyla başlayan programda, Osman Şahin, Ayhan Bozfırat ve Guy de Maupassant’ın öykücülüğü üzerine Adnan Binyazar, Sırma Köksal, Prof. Dr. Aysu Erden birer konuşma yaptı.
Osman Şahin’in Dünya Öykü Günü Bildirisi:
"En eski çağlardan beri ölümsüzlüğün ne olduğunu arama tutkusuna kapılan insan soyu, ölümsüzlüğün, kendi öz yaratısı "sanat" olduğunu anlamıştır.
Öykü, insanlığın en yaratıcı söz sanatıdır.
Doğa kendi yasalarına göre işler, öykü ise, insanlığın temel yasalarını ölçüt alır kendine, ona göre yazılır. İçinde insan olmayan bir öykü düşünülemez.
Öykü sözcüklerle yazılır. Sözcükler birer sestir, birer güçtür. Her sözcük bir doğumdur, bir tomurcuk çoşkusudur, yaşama yeniden bağlanmadır. Yıllanmış seslerdir sözcükler, yıllanmış coğrafyalardır. Milyonlarca ağzın, dilin, soluğun sıcaklığını ve nemini taşırlar. Her sözcük bir düşünce taşır içinde. "Söz" insandır. "Söz" insana bir şey anlattığı sürece 'söz' dür, anlatmıyorsa 'boş laf'tır.
Öykünün kendine özgü kuralları, kurgusu, dili ve derinliği vardır. Öykü yaşamdaki gerçeklikle aynı olsun diye yazılmaz. Öykü gerçeği ile yaşam gerçeği birbirine uymaz. Görünenler, yaşananlar bir fotoğraf gerçeği ile yazılırsa bu öykü olmayacak, gazetecilik olacaktır. Öykü, yaşadığımız gerçeklerden bağımsızdır ve dış dünyayla bir ayrılık taşıyacaktır.
Yazar, yaşadığı çağın tanığıdır; kendi payına düşeni yazar ama yazdıkları ne kendi yaşamının tamamıdır, ne de görebildiklerinin. ..Yazar yüreğini dünyaya, topluma kapatamaz. "Yazarın ayakları ne denli kendi
toprağındaysa, kulakları da yeryüzünde olacaktır" diyor Yaşar Kemal. Yazarın içinde beslediği, büyüttüğü temel gerçek, insan duygusu ile insan gerçeğidir. Montaigne'in: "Bir insanda yeryüzü insanlığının
bütün halleri gizlidir" sözünün önemini, yazar herkesten iyi bilir; her insanın içinde bir "Hamlet' olduğunu, sıradan insanların başını kaldırmaya hakkı olduğunu da...
Yazar, edebiyatın sürekliliği içinde düşüncelerini, birikimlerini, algılarını akıl süzgecinden geçirerek özümseyen, onları kağıda dökerek, öykü yokuşunda sürekli koşmaya çalışan kişidir. Sözcüklere
ruh verendir, bir sözcük damıtıcısıdır. Öykü kıvamını, sözcüklerin kaynaşmasını sabırla bekler. Yüreğinden, aklından geçen sözcüklerin, okurların yüreğinden de geçeceğini, onu sarsacağını, ürperteceğini bilir.
Yaşlı insan yüzleri geçmişin aynaları sayılır. Her çeşit insan yüzü, duyulan birkaç çekirdek söz, ağır çalkantılı yaşamlar, carpık ilişkiler, savaşlar, afetler, acılar, ihanetler, analık duygusu, korku, ölüm ve aşk gibi temel insanı duygular, yazarın yüreğinde büyük anaforlar, patlamalar yapar. Tohumlanma, çimlenme başlar. Derken,
yüzlerce sözcüğün kanından, canından oluşan, başında, sonunda ve ortasında hep 'insan' olan 'öykü' çıkar ortaya. İnsanın derinine inmeyen, yalnızca süslü sözcüklerin cilasıyla yetinilerek yazılmış öyküler kanımca kalıcı olmayacaktır.
Zaman kadar eski, zaman kadar genç, Ilyada ve Odysseia gibi iki büyük destanın yaratıcısı, İzmir'li yurttaşımız Homeros'tan günümüze, birbirinden çoşkulu, güzel, kanatlı sözlerle anlatı geleneğimizi taçlandıran Ömer Seyfettin, Sabahattin Ali, Sait Faik, Orhan Kemal, Yaşar Kemal ve daha pek çok büyük, soylu yazarlarımızı saygıyla anıyor, selamlıyorum.
Dillerimiz, kültürlerimiz, yaşantılarımız farklı olsa da, öykülerimizin kardeş olduğunu yineliyorum.
DÜNYA ÖYKÜ GÜNÜ'nün bütün öykücülerimize ve öykü severlere kutlu olmasını diliyorum.”
İZMİR ÖYKÜ GÜNLERİ BAŞLADI…

Konak Belediyesi’nin düzenlediği, İzmir Öykü Günleri’nin sekizincisi 12-14 Şubat tarihleri arasında Dr. Selahattin Akçiçek Eşrefpaşa Kültür Merkezi Avni Anıl Sahnesi’nde gerçekleştirildi. Edebiyatçılar Derneği ve Ege Kültür Vakfı’nın da destek verdiği İzmir Öykü Günleri’nin onur konuğu Osman Şahin olarak belirlendi. Osman Şahin, öykü günüyle ilgili bir bildiri sundu.
Etkinlik 12 Şubat günü Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ Edebiyatçılar Derneği Genel Başkanı Gökhan Cengizhan ve Ege Kültür Vakfı Başkanı Azra İnmeler’in yapacağı açılış konuşmasıyla başladı. İlk gün Osman Şahin’in öykücülüğünün tartışılacağı oturuma Hülya Soyşekerci, İsmail Mert Başat ve Gülseren Engin konuşmacı olarak katıldı. Ayrıca, “Şimdi Öykü Zamanı”, “Öyküden Tiyatroya”, “Bir Oğuz Atay Öyküsü” başlıkları altında gerçekleştirilen oturumların yanı sıra “Ustalara Saygı” bölümünde Prof. Dr. Özdemir Nutku’nun katılımıyla Nâzım Hikmet konuşuldu.
Etkinlikte ikinci gün “Öykülerde Yazarın Çocukluk Kırıntıları” adlı söyleşiyle Muzaffer İzgü konuk oldu. “Ayhan Boyfırat Öykücülüğü”, “Öyküde Kurgu, Oyunda Kurgu”, “Sokaktan Geçen Öyküler” adlı söyleşilerde gün boyunca öyküseverlerle buluşuldu. “Ustalara Saygı” bölümünde ikinci günde Işık Öğütçü’nün katılımıyla Orhan Kemal tartışıldı. (EVRENSEL)
DÜNYA ÖYKÜ GÜNÜ DİYARBAKIR’DA KUTLANDI…
Tüm dünyada kutlanan Dünya Öykü Günü için Diyarbakır’da da öykücüler bir araya geldi. Son 7 yıldır Diyarbakır’da tüm dünyayla birlikte Dünya Öykü Günü çeşitli etkinliklerle kutlanılıyor. “Öykü biraz da tarihtir bu coğrafyada” savsözüyle düzenlenen öykü günleri, Eğitim-Sen, Kürt Yazarlar Derneği, Diyarbakır Kürt Enstitüsü, W Dergisi, Lîs Yayınevi, Edebiyatçılar Derneği Diyarbakır Temsilcisi, Türkiye PEN Bölge Temsilcisinin katkılarıyla düzenlendi.
14 Şubat 2009 Cumartesi, Diyarbakır Öykü Günlerinin ilk oturumunda Arjen Arî’nin başkanlığında Jaro DUHOKÎ (Kürtçe/Duhok- Irak), Sabih M. HESEN (Kürtçe/Duhok- Irak),
(DİYARBEKİR@YAHOOGROUPS.COM)
DÜNYA ÖYKÜ GÜNÜ ANTAKYA’DA DA KUTLANDI…
Türkiye Edebiyatçılar Derneği Antakya Temsilciliği, Antakya Kent Akademisi ve Dar Sokak Dergisinin ortak düzenlediği 14 Şubat Dünya Öykü Günü Antakya’da kutlandı. Etkinliğe Filistin ve Suriye’den konuk yazarlar da katıldı.
Türkiye Edebiyatçılar Derneği Antakya Temsilcisi Murat Altunöz’ün yaptığı yazılı açıklamada, “Doğa kendi yasalarına göre işler, öykü ise, insanlığın temel yasalarını ölçüt alır kendine, ona göre yazılır” dedi. “İçinde insan olmayan bir öykü düşünülemez. Öykü sözcüklerle yazılır. Sözcükler birer sestir, birer güçtür. Her sözcük bir doğumdur, bir tomurcuk coşkusudur, yaşama yeniden bağlanmadır” dedikten sonra tüm öykü severleri14 Şubat Cumartesi günü saat 14 00’te Sergüzeşt Kitapevi Kafede 14 Şubat Dünya Öykü Günü kutlaması için beklediklerini ifade etti.
Etkinliğe; Filistinli gazeteci ve Yazarlar Cemiyeti 2. Başkanı Tahsin Halebi, Öykücüler; Muhsin Boz ve Ali Özhan Özgün, Misafir Suriye’li Şair Behice El İdlibi ve türküleriyle İstanbul’dan gelecek olan ünlü özgün ve halk müziği söyleyen sanatçılar ve Antakya Kent Akademisi Başkanı Dr Nihat Eraslan katılacak. (EVRENSEL)
Çukurova Edebiyatçılar Derneği, yazar Orhan Kemal anısına bir öykü yarışması düzenliyor. Yarışma, öyküye yeni ve özgün yapıtlar kazandırma amacı taşıyor. Son başvurular 15 Şubat’a kadar kabul edilecek.
Çukurova’nın yetiştirdiği ve hem Türkiye hem Dünya Edebiyatına ölümsüz eserler vermiş yazarımız Orhan Kemal anısına bu yıl ilk kez düzenlenecek öykü yarışmasına katılmak isteyenler, daha önce yayınlanmamış bir öyküyle 15 Şubat’a kadar Çukurova Edebiyatçılar Derneği’ne başvurabilecekler. Sonuçları 30 Mayıs’ta açıklanacak yarışmada öykü dünyasına yeni ve özgün yapıtlar kazandırmak hedefleniyor.
Seçici kurulunda Lütfiye Aydın, Zafer Doruk, Ferda İzbudak Akıncı, Aysu Erden ve Murat Tuncel’in yer aldığı yarışmada, dereceye girenlere plaket ve kitap verilecek.
Öykülerin gönderileceği adres: Çukurova Edebiyatçılar Derneği (ÇED) Cemal paşa Mah. 7 Sk. Karabucak İş Merkezi Zemin Kat. No 90 (015073) Seyhan/Adana E-Mail: halisetekbas@hotmail.com Tel: 0536.854 12 79 (SOL)
KAVGA ŞAİRLERİMİZ ANILDILAR…
Enver Gökçe, H. Hüseyin Korkmazgil ve Ahmed Arif, Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezince (BMKM) düzenlenen “Kavga Şairlerimiz” adlı etkinlikle anıldı. 11 Şubat akşamı yapılan etkinliği BMKM Müdürü Cuma Bolat sundu.
Rojin, Levent Tülek, Nalan Çelik, Güleser Yorulmaz ve İlyas Salman’ın şiirleri; Ali Ekber Eren ve Muzaffer Özdemir’in de türküleriyle katıldığı etkinlikte Mehmet Özer tarafından hazırlanan ve üç şairimizin de yaşamından çeşitli dönemleri yansıtan fotoğrafların yer aldığı bir slayt gösterisi de yapıldı.
Gecede ilk olarak Öner Yağcı söz aldı. Yağcı, Nâzım Hikmet gibi bir şairin var olduğu toplumda, başka şairlerin de çıkabileceğini kanıtladıklarını belirterek “Üç ustamız da halkın alkışını alan şiirler yazmıştır” dedi. Ahmed Arif’in, 1940’lı yılların özgürlük arayan, zulme karşı koyan, direnmeyi savunan bir sevdanın şairi olduğunun altını çizen Yağcı şunları söyledi: “Bu sevda şairini biz 1968’de tanıyabilmiştik. Hasretinden Prangalar Eskittim’de yer alan 19 şiir çarpmıştı bizi. Nâzım okyanusuna yeni yeni dalan bizler, “Nâzım’ın şiirleri varken başka şiir olmaz” dercesine Nâzım’la kucaklaşırken bir Ahmed Arif fırtınasına tutulmuştuk sanki. ‘Terketmedi sevdan beni’ dizeleriyle başlayan bu şiir fırtınası, yaşadığımız günlere öylesine denk düşüyordu ki. Tabii o zaman anlamamıştık bu şiirlerin çoğunun 1940’lı yılların ürünü olduğunu. Sarmıştı bizi, kuşatmıştı, savuruyordu. Yalnızca bir kuşağın ozanı, bir kuşağın şiir ustası olarak kalmadı Ahmed Arif. ‘Ben halkımın mazlum ve gariban bir ozanıyım. Böyle olmak da yüce bir onurdur’ diyen Ahmed Arif’in halkla kendisini Özdeşleştiren bu düşüncesi, halkının da onu sahiplenmesiyle, şiirin halkla kaynaşmasının anlamlı bir örneği olarak gerçekleşmiştir bugün.”
“Bu Bir Hasan Hüseyin Korkmazgil Kitabıdır” adlı çalışmayı da yapan Hasan Hüseyin Yalvaç ise, Korkmazgil’in şiirimizin büyük seslerinden biri olduğunu, yaşamını acılar sarmalasa da ‘umut’un her zaman onda bayrak olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Yaşamın derin akışında sesini sakınmadan, çıkarsız eylemin örneklerinden olmayı ölümünün son anına kadar sürdüren Hasan Hüseyin, Toplumcu Gerçekçi şiirimizin, yazınımızın ödünsüz adı olarak hep yaşayacaktır.”
Şiirimizin Işıklı Irmağı Enver Gökçe adlı bir de çalışması olan Mehmet Özer ise, Enver Gökçe’nin bir sınıf aydını olduğunu belirterek “Enver Gökçe, ‘Fakirlik kağıdı’ olan tek şairdir. Bu da onun onur madalyasıdır. Şiirinde keskin bir sosyalist bilinç ve inanç vardır. Şiirinde, yaşadığı ve tanık olduğu hayatın derin izleri; yerelden ulusala, oradan da evrensele ulaşan bir şiir damarı vardır” dedi. (EVRENSEL)
AZERBAYCAN HALK ŞAİRİ BAHTİYAR VAHAPZADE YAŞAMINI YİTİRDİ!
Azerbaycan'da SSCB döneminde ‘Halk Şairi’ adına layık görülen Bahtiyar Vahapzade, 84 yaşında, 13 Şubat günü Bakü'de öldü. ölen
Azerbaycan’ın en ünlü şair, dramaturg, bilim adamlarından biri olan Bahtiyar Vahapzade, 1925 yılında Şeki şehrinde dünyaya geldi. 1934 yılında ailesi ile birlikte Bakü'ye göç eden Bahtiyar Vahapzade, eğitimini Bakü Devlet Üniversitesi’nde filoloji ilimleri doktorası ile tamamlamıştı. İlk şiirlerini İkinci Dünya Savaşı yıllarından yazmaya başlayan ve 1945 yılında Azerbaycan Yazıcılar Birliği’ne üye olarak kabul edilen Vahapzade, 1940 yılından emekliye ayrıldığı 1990 yılına kadar 50 yıl boyunca çeşitli üniversitelerde öğretim üyeliği yaptı. Sovyetler döneminde çeşitli ödüller alan ve 1985 yılında ‘Azerbaycan Halk Şairi’ adını alan Vahapzade'ye eski cumhurbaşkanı Haydar Aliyev tarafından da 1995 yılında Azerbaycan halkının bağımsızlık mücadelesine yaptığı katkılardan dolayı ‘İstiklal Madalyası’ verilmişti. Bahtiyar Vahapzade, 4 kez Azerbaycan Yüksek Sovyeti’nde, 1 dönem de Azerbaycan Milli Meclisi’nde milletvekilliği görevinde bulunmuştu.
1980 yılından buyana Azerbaycan İlimler Akademisi’nin asil üyesi olan Vahapzade, 70'den fazla şiir, 2 monoğrafya, 11 de edebi konularda kitabı ve yüzlerce incelemesi bulunuyor. Bakü Devlet Akademik Dram Tiyatrosu'nda Vahapzade’nin, ‘Vicdan’, ‘İkinci Ses’, ‘Yağıştan sonra’, ‘Yollara iz düştü’, ‘Feryat’, ‘Nereye gidiyor bu dünya’, ‘Kendimizi kesen kılıç’, ‘Cezasız Günah’, ‘Darağacı’ gibi dramları sahnelenmişti.
Azerbaycan edebiyatının ve genel olarak 20'nci Yüzyıl Azeri edebiyatının görkemli temsilcisi kabul edilen Vahapzade, ülke dışında da tanınan bir edebiyat adamıydı. Şairin kitapları, dramları ve sosyolojik yazıları dünyanın birçok ülkesinde ve Sovyetler Birliği’ne dahil ülkelerde çeşitli dillerine tercüme edilmişti. (MİLLİYET)
Bahtiyar Vahapzade’nin şairi tanımlayan bir şiiri:
ŞAİR- FİKİRLERİN ÇIRPINAN SELİ,
ŞAİR- HAKİKATİN MUGANNİSİDİR
ŞAİR- TABİATIN DANIŞAN DİLİ
ŞAİR- CEMİYYETİN İSYAN SESİDİR
ŞAİR- ZAMANENİN ASRIN VİCDANI,
ŞAİR- TARİHLERİN ŞEREFİ ŞANI
ŞAİR- BU DÜNYAYA ZAMANIN SÖZÜ
ŞAİR- HAKİKATİN HAKKIN GÜZGÜSÜ
HASAN HÜSEYİN’İN ŞİİRLERİ HÂLÂ ÇAĞLAYAN BİR IRMAK!...

26 Şubat 1984’te yitirdiğimiz Hasan Hüseyin, sanatın ne olduğunu bilen ezilenlerin ve haklının kimler olduğunu net bir şekilde gören ve türküleşen yapıtlarıyla bu gerçeği ortaya koyabilen bir şairdir. Hasan Hüseyin,üreten insanların sorunlarına eğilmeyi önemli bir belirleyicilik olarak duyumsamıştır.Ucuz,düzeysiz ve miskinliği önüne sıfat koyabileceğimiz beğenilere seslenmeyişi bu soylu duyumsamanın sonucudur.
Abbas Turan’ın saptamalarıyla, Hasan Hüseyin, tat alınarak yaşanılır bir dünyayı hepimiz için özlemektedir. Bu özlem, bütün insanları sarıp sarmalayacak; yoksulluğun bittiği, cahilliğin süpürüldüğü ve kolkolalığın kimsesizlikte bile sezildiği bir yaşamın özlemidir. O bir güz çiçeği gibi zorda açıp dallanmasını becerebilmiştir. 1950’li yılların acı-tatlı bütün olaylarından etkilenmiş (hatta esinlenmiş),her şeye karşın doğruları savunmuştur.Hapse düşmüş,horlanmış,yazdıkları elinden alınıp yok edilmiş,aç kalmış ama, “damarı damara bağlama” uğraşısını sürdürmüştür. “Atın önünde et,itin önünde ot” durduran gerçeklere “kalabalıkları” , “ormanları” devindirerek yürütür. Öpüşmenin tadını arayan dizeler de,bilerek acıya umut eken kaleme dönüşür. O kalem de “bağımsızlığın,emeğin,yiğitliğin” alanını daraltan boş uğraşların altını çizmeye koyulur.
Onun şiirinde,öfkeyi ustalıkla verme,kavgayı da haklı gerekçelere bürüme çabası,biçem kaygısını daha etkili kılmaya zorlamıştır O’nu. Hasan Hüseyin şiirini olgunlaştıran bir etken de budur. Yalın bir deyişle her şeyi şiirin içerisinde,matematiksel yerine koyma çabası O’nun şiirinin oylumunu da belirlemiştir. Kökünü Anadolu kültüründe tutan, dallı budaklı çoğalmanın somut biçimidir Hasan Hüseyin. Şiiri de “yaratan bir kızgınlığın” uzun soluklu türküsüdür.
Şiirleri, kavgamızın her santimetre karesinde haykırılmaya devam edilecek!
güneşin ortasında insanlar kımıldaşır
ve der ki şakıyan kuş
yarılan nar
deliren ateş:
zaman akıyor
omuzlarında kalabalık nalkırıklarıyla
anasonlu duyarlığında general nargilelerin
bir damla kankurusu çok eski savaşlardan
belki silâhların çürümedik biryerlerinde
belki pişman bir ağzın acıyarak anlattıkları
aşka benzer bir karışık kıtlık direnci
boyunları kafataslı saray kahramanları
yığınlara vatan diye kalan yoksunluk
ne de çok özlemişiz gökyüzüne kansız bakmayı! (Kızılırmak’tan)
AYDINLIĞIN İLK ÖNCÜSÜ GİARDANO BRUNO HÂLÂ YAŞIYOR DİMDİK!

Avrupa’nın yasaklardan kırıldığı bir dönemde düşünceleri uğruna ölümü göze aldığı için yakılan Giardano Bruno, “Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoşlanırım, ne de bunu aşıkça ifade etmekten korkarım. Aydınlık ve karanlık arasındaki, bilim ve cehalet arasındaki savaşa her yerde katıldım. Bundan dolayı her yerde zorlukla karşılaştım ve cehaletin babaları olan resmi akademisyenlerin yanı sıra kalın kafalı çoğunluğun öfkesinde hedef olarak yaşadım” diyerek sesini yükseltmeye devam ediyor.
40 YIL SONRA HÂLÂ DİNMEDİ ACISI KANLI PAZARIN!
16 Şubat 1969... Yer Beyazıt... 30 binin üzerinde işçi ve öğrenci, 6. Filo’yu protesto mitingi yapıyor... 6. Filonun protesto edilmesi, Amerikalılar dışında kimi, neden rahatsız etsin? Ama onlar, ABD ve işbirlikçilerinin kanlı maşaları bu işler için vardır. Daha iki gün önceden, Milli Türk Talebe Birliği’nin Cağaloğlu’ndaki salonunda yapılan hazırlık toplantılarında ABD uğruna “şehadet” yeminleri edilmeye başlanmıştır bile. 14 Şubat’ta yapılan “Bayrağa Saygı”(!) mitingi, olacakları haber vermektedir. Bir yıl önce yine 6. Filo protestolarına set çekmek isteyen polisçe öldürülen Vedat Demircioğlu anısına devrimcilerin yaptığı anma gösterileri ilk bahanedir. ABD elçiliğinin organize ettiği Komünizmle Mücadele Dernekleri’nin Başkanı İlhan Darendelioğlu, mitingte “Memlekete ihanet eden bu hainleri toprağa gömme zamanı gelmiştir” diye bas bas bağırmaktadır.
“Din elden gidiyor”du yine! Komünistlerin kökü kazınmalıydı. Endonezya’da yarım milyon komünistin bir haftada nasıl “temizlendiği” gerici yayın organlarında ballandıra ballandıra anlatılıyordu. 15 Şubat 1969 günü hazırlıklar tamamlanıyor, Adapazarı’ndan, Bolu’dan otobüslerle adam taşınıyor, sopalar yaptırılıyor, bıçaklar bileniyordu. Mehmet Şevki Eygi, 15 Şubat’ta Bugün gazetesinde, “cihada hazır olunuz” diye emrediyor ve devam ediyordu: “Büyük fırtına patlamak üzeredir, Müslümanlar ile kızıl kafirler arasında topyekün savaş kaçınılmaz hale gelmiştir... Müslüman kardeşim, sen bu savaşta bitaraf kalamazsın. Ben namazımı kılar, tespihimi çekerim... Etliye, sütlüye karışmam deyip de kendine zulüm edenlerden olma, gözünü aç, bak!.. Onlarda taş, sopa, demir, molotof kokteyli mi var? Biz de aynı silahları kullanmaktan aciz değiliz... Cihat eden zelil olmaz. Sağ kalırsa gazi olur, canını verirse şehitlik şerefini kazanır.”
Pazar günü ise artık her şey hazırdır... Beyazıt’tan başlayıp Taksim’de sona erecek olan anti-emperyalist miting için işçiler, öğrenciler toplanmaya başlarken, aynı saatlerde Beyazıt Camii ve Dolmabahçe Camii doluyordu. Saat 14.00... Beyazıt’ta toplanan yaklaşık 30 bin kişi yürüyüşe geçiyordu sonunda. Sultanahmet, Sirkeci, Karaköy, Tophane... Bu arada Taksim’de gerici gruplar toplanmaktadır. Polis de asıl gücünü Taksim’e yığmış, beklemektedir. Askerden de yardım istenmiştir.
Yürüyüş kolu, Gümüşsuyu’ndan çıkıp Teknik Üniversite önüne geldiğinde gençlik önderleri bir değerlendirme yapıp Taksim’e bir öncü grup göndermeye karar verirler. Asıl kitle ise üniversitenin arkasından dolaşarak alana girecektir. Ancak yaklaşık 400 kişilik öncü grup Taksim Alanı’na girdiği anda katliam başlamıştır bile. Gün akşam olduğunda, anti-emperyalist güçlerden Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan, Taksim’de canlarını vermişlerdi. Tarih, 16Şubat 1969… Anıları unutulmayacak!
Kanlı Pazar, Ruhi Su’nun sazında ve dilinde şöyle vurgulanacaktı:
Bu pazar kanlı pazar
Dert yazar derman yazar
Kalkın ayağa kalkın
Gidiyor bu çocuklar
NOT: E-Dergimize yapıt göndermek isteyen dostlar, emegin_sanati@mynet.com adresine gönderebilirler. Ayrıca grubumuza üye olarak, grup adresi yoluyla da bizlerle ilişki kurabilirsiniz: http://gruplar.antoloji.com/emegin-sanati Google Grup E-Posta Adresi: emegin_sanati@googlegroups.com






Yönetmenliğini Özcan Alper'in yaptığı, 12 Eylülün sorgulandığı
R

Bugüne kadar şiir kitabı yayımlanmamış şairlerin aday olabilecekleri Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü’nün, on dördüncüsü veriliyor. Ödül için son başvuru tarihi 15 Mart 2009. Adayların; kitap bütünlüğü taşıyan, basıma hazır şiirlerinden oluşturacakları, özgeçmişlerini de içeren 6 adet dosyayı; Mayıs Yayınları’nın Sakarya Cad. Özkanlar 35 Apt. A Blok, No: 36 / 20, Manavkuyu, Bornova - İzmir adresindeki Ödül sekreterliğine, APS, kargo ya da taahhütlü posta ile göndermeleri veya elden teslim etmeleri gerekiyor. Mayıs Yayınları yetkilileri, Ödül alacak dosyayı 2009 yılı içinde, telif karşılığını ödeyerek kitap halinde yayımlayacaklarını açıkladılar. Özger’in ölümünün 36. yıldönümünde, 9 Mayıs 2009 tarihinde verilecek.
Genel Merkezi Ankara’da bulunan Çağdaş Şair ve Yazarlar Derneği (ÇAĞŞAD), Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin önemli adlarından olan, yaşarken “Genç ölmek” adıyla tek şiir kitabı yayımlamış olmasına karşın, şiirimizde kendine özgü bir ses olmayı başaran Ergin Günçe adına geçen yıl ilki düzenlenen şiir yarışmasının ikincisi bu yıl yapılacak.








İsviçre’de, Zug Kantonu sınırları içindeki bir hapishanede tutulan Ozan Telli, iltica başvurusunun reddedilmesi ve İsviçre'yi terk etmesi kararı karşısında açlık grevine başladı. İsviçre ve Avrupa genelinde son zamanlarda göçmenlere yönelik artan ırkçı faşist politikalar farklı yöntemlerle devam ediyor. Ozan Telli 8. gününde bulunduğu açlık greviyle, iltica makamlarının ve yerel mahkemelerin kendisi hakkında almış olduğu haksız politik tutum ve davranışları da protesto ediyor. İlerlemiş yaşına, kalp vb. çeşitli sağlık sorunlarına rağmen Ozan Telli açlık grevini sürdürmekte kararlı...

Çukurova 2. Kitap Fuarı,10-18 Ocak 2009 tarihleri arasında TÜYAP Adana Uluslararası Fuar ve Kongre Merkez’inde okurlarla buluşmaya hazırlanıyor.







