01 04 2008

EMEĞİN SANATI'NDAN 31. MERHABA


FOTOĞRAF:TANER KIRAL

Merhaba,

Nihayet bahara ulaştık diyorduk ya… politik anlamda tam zemheriyi yaşıyor ülkemiz.Yoğun ve karmaşık bir gündemi yaşıyoruz. Bir yanda sosyal güvenliği uluslar arası sermayenin emrine veren ve giderek faşizme dönüşen AKP gerici iktidarı, diğer yanda Susurluklardan günümüze Ergenekon adıyla somutlaşan faşist şoven kontrgerilla çarpışıyor. Cephenin bir yanında ABD’nin yeni gözdesi AKP, diğer yanda ise bugün tukaka edilen eski gözdeler var.  AKP’ye açılan kapatma davası ile  statükoyu kapan ve kaptıranların  iç egemenlik savaşları başladı. Görülüyor ki, sapla tane birbirine karışmış durumdadır.

İçinde yaşadığımız tarihsel süreç, sosyalizm kültürü için yeni olanaklar  ve ufuklar hazırlama potansiyelini taşımaktadır.  Bu dönem insanlığın kültürel ve toplumsal düzeyini yükseltmede, salt günümüz açısından değil, dünyamızın yarınları açısından da sorumluluk duyacak bilinci derinleştirmede rampa rolü taşıyabilir.

Tüm dünyada emperyalizme duyulan öfke ve bu öfkenin sanat yoluyla bilince taşınması, sosyalist başkaldırı bilincine dönüştürülmesi sosyalist sanatın ve sanatçıların sorumluluk yüklerini ağırlaştırmaktadır.  Emperyalizm farklı ayak oyunlarıyla ülkemizi ve ülkeleri bir horoz dövüşü arenasına dönüştürürken; elbet toplumsal bilincin gerilemesine göz yuman, insanî değerlerin erozyona uğratılmasından nema kapan plastik ve spastik çiçekler, bu  kaotik sistemin var olma sürecine yapıtlarıyla vitaminler, mineraller ürettikçe sürekli öne çıkarılmakta; “el” sanatları değil, onların fabrikasyon ürünleri halkın neredeyse gözüne sokularak uyuşturma çarkları değer öğütmeyi sürdürmektedir.

Bu ortamda  sosyalist sanatçılar, tek tek , kır çiçekleri gibi bir o dağda bir bu vadide, bir şu yaylada kokularını ve renklerini sunmaya çaba gösteriyorlar. Ama artık bilinmeli ki, bu dağ başlarının, ıssız yolların, sarp vadilerin çiçekleri bir bahçe oluşturacak biçimde bir araya gelemedikçe, bulundukları yerlerde renk ve kokularını sınırlı gözlemcilere sunacak, bunlardan insanlığın diğer kısmı yararlanamadan solup yiteceklerdir.

İşte sorun; bahçe olabilmekte, orman olabilmektedir.  Artık kaybedecek zamanımız yok…. Değerlerimiz, kendi kırlarında, vadilerinde değil, tüm evrende koku ve renk saçabilmeli. Sosyalist bilinci keskinleştirecek çabalarımız bu bahçede buluşabilmeli.  Gelin yürüyelim vadilerden, tepelerden, kırlardan sistemin gözüne gözüne kuralım emeğin sanatının gümrah renkli ve kokulu bahçelerini, ormanlarını…

Bu davet bizim!..

EMEĞİN SANATI



BU SAYININ SAVSÖZÜ

FİKİR VE KÜFÜR...

Biz demişiz ki: Bu memleketin istiklâli her şeyden üstündür. Milletin oluk gibi kan akıtarak kazandığı bu istiklâli, siyasi oyunlara alet edip, elden kaçırmayalım. Sömürücü devletlerin elinde oyuncak olmayalım.
Cevap vermişler: Hain, satılmış, Bolşevik ajanı!
Biz demişiz ki: Halkın selametini temin ile vazifelendirilmiş olanların siyaset oyunlarına katılmağa, halka zulmetmeğe, onu dövmeğe ve halkın sırtına binmeğe, onu tabutluklara kapatmağa hakları yoktur. Bunun önüne geçilsin.
Cevap vermişler: Bozguncu, devlet düşmanı, anarşist.
Biz demişiz ki: Yıllardan beri arkası gelmeyen dalavereler, arsa oyunları, memleket dışına para kaçırma rezaletleri, esrarı çözülmeyen cinayetler, millet malı soygunculukları alıp yürümüştür. Öte yanda, millet karasabanın arkasında donsuz didiniyor. Bu gidişatın sonu hayra çıkmaz.
Cevap vermişler: Mufsid, tezvirci, komünist!
Biz bir fikir ortaya atmışız onlar bize cevap yerine, küfür savurmuşlar. Bu tur bir mücadelenin zevkli olmadığı meydanda... Lakin, yüreğimizi ferahlatan cihet şu ki, halk, o iyiyi kötüden, doğruyu eğriden ayırmakta hiç şaşmayan varlık, hep bizim tarafımızı tutuyor.
Var olsun...

SABAHATTİN ALİ


YAŞAM VE SANATTA

15 GÜNÜN İZDÜŞÜMÜ

METİN ALTIOK ÖDÜLÜ HAYDAR ERGÜLEN’E VERİLDİ...

 

2 Temmuz 1993’te Sivas katliamı sırasında Madımak’ta yaralanan ve 9 Temmuz 1993’te yaşamını yitiren Metin Altıok’un anısını yaşatmak amacıyla, Kırmızı Yayınları ve Altıok ailesi tarafından bu yıl ilki düzenlenen Metin Altıok Ödülü’nü ‘Üzgün Kediler Gazeli’ adlı şiir kitabıyla Haydar Ergülen kazandı. 1 Ocak-31 Aralık 2007 tarihleri arasında yayımlanmış şiir kitapları ve ilk baskısı yapılan toplu şiir kitaplarının katılabildiği yarışmanın Talât Sait Halman, Gülten Akın, Doğan Hızlan, Ülkü Tamer, Eray Canberk, Füsun Akatlı ve Enver Ercan’dan oluşan Metin Altıok Şiir Ödülü Seçici Kurulu, yarışmaya katılan 25 şair arasından Haydar Ergülen’in ‘Üzgün Kediler Gazeli’ adlı yapıtını oy birliği ile ödüle değer buldu. Haydar Ergülen’e ödülü 25 Mayıs’ta düzenlenecek törenle verilecek. Ödül, Metin Altıok ödülü plaketi ve 5 bin YTL’den oluşuyor. (BİRGÜN)


ŞİİR BASINÇ KARŞISINDA ZAYIFLAMAZ, GÜÇLENİR...

 

4. Uluslarası İzmir Şiir Buluşması gerçekleştirildi. Konak Belediyesi ve PEN Yazarlar Derneği’nin birlikte düzenlediği Şiir Buluşması’nın ilk günü Dr. Selahattin Akçiçek Eşrefpaşa Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen açılış konuşmaları ve konserlere ilgi yoğundu. Yarın akşama kadar sürecek olan etkinliğin bu yılki ana teması Latin Amerika şiiri olarak belirlenirken, buluşmaya Şili, Arjantin, Küba, Uruguay, Santa Domingo, Meksika, Ekvador ve Venezuela gibi Latin Amerika ülkelerinin tanınmış şairleri de katıldı.

Uluslararası PEN Yazarlar Derneği Türkiye Temsilcisi Tarık Günersel ise sorgulatan şiirlerin iktidarlar için tehlikeli olduğuna işaret etti. Günersel, “Bu bakımdan, şairlerin baskı altına alınması kötüdür ama saçma değildir. Öte yandan, saçma değildir ama boşunadır: Çünkü şiir yoğundur, yoğunluktur ve basınç karşısında zayıflamaz güçlenir” dedi.

PEN Yazarlar Derneği İzmir Temsilcisi Şair Hayri K.Tetik ise bu yıl Latin Amerika’yı seçmelerinin nedenini anlattı. Yetik, küresel sermayenin küresel hareketi karşısında sinmiş, yok olmuş gibi sayılan emek, özgürlük ve barış cephesinin var olduğunu ve gücünün bulunduğunu fark ettirmek istediklerini söyledi. Uygarlığın, Asya’da da, Amerika’da da aynı uygarlık olduğunu göstermeye, fark edilmesini sağlamaya çalıştıklarını dile getiren Yetik, “Şiirde, edebiyatta öncü olduğu için ve devrimci yükselişi kutlamak için bu yılki temayı Latin Amerika olarak seçtik” dedi. Yetik daha sonra Şair Ahmet Oktay’ın, “Şiir: Dilin içindeki yabancı dil” başlığı ile kaleme aldığı Dünya Şiir Günü Bildirisini okudu. Bu yılki şiir buluşmasının Onur Konuğu Şair Gülten Akın, rahatsızlığı nedeniyle etkinliklere katılamazken, Akın’ın şiirlerinden bir demeti Şair Leyla Şahin sundu. Etkinliğin birinci gününde Ekvador’dan gelen ünlü sanatçı Margarita Laso’nun Latin Amerika Halk Türküleriyle ve Grup Yorum konseri ile sona erdi. (İzmir/EVRENSEL)

ŞİİR SOKAKTA...


Türkiye Yazarlar Sendikası, İstanbul’da Dünya Şiir Günü kutlama etkinlikleri  düzenledi. Şairler Taksim’deki Fransız Kültür Merkezi’nin önünde bir araya gelip, Tünel’e yürüyerek şiirseverlere elyazısı şiirler dağıttı. Türkiye Yazarlar Sendikası 2. Başkanı Mustafa Köz, 3 yıldır şairlerin yollarda olduğunu söyleyerek şiirin kapalı mekanlara, odalara ait bir şey olmadığını bu sebeple şiiri yaşayan insanlarla şiiri yollara, sokaklara çıkarttıklarını söyledi. Şiirin bir damarının sokakta attığını söyleyen Köz, geçen yıl Haydarpaşa’da bu yıl da Taksim’de şiirseverlerle bir araya geldiklerini ifade etti. Şairlerin el yazı şiirlerini şiirseverlerle paylaştıklarını söyleyen Köz, “Şiir son zamanlarda kapalı mekanlara dar kalıplara sığdırılmaya çalışıyor. Fakat şiir dışardadır, sokaktadır, kalabalıklardadır” diye konuştu.

Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı Enver Ercan ise bugünün aynı zamanda Newroz olduğunu, bugün tüm şair dostlarla beraber şiirseverlerle birlikte buluşmaktan dolayı mutluluk duyduklarını söyledi. Şiirin hayatın her anında her yerinde olduğunu ifade eden Ercan, bu coşkuyu önümüzdeki yıllarda da tüm şiirseverlerle paylaşmak istediklerini ifade etti. Ercan, şiiri sokağa taşımak istediklerini anlatıyor. "Salonlardaki etkinlikler de önemli tabii, ama şiir sokakta da olmalı." Dünyada da Türkiye'de de yayınevlerinin şiir kitaplarını 500 adet bastığını anlatıyor. "Kitapçılar şiir kitaplarını vitrine koymuyor; çünkü kâr marjı düşük. Dağıtımcılar da dağıtmak istemiyor. Ama Bizimki gibi coğrafyalarda şiir daha da önemlidir; çünkü en önemli muhalefet yoludur" diyor. "Çünkü şiirin muhalefeti doğrudan ve diktir. Yani dağıtımcıların insafına bırakamayız şiiri." 

Etkinlik öncesinde şiirimizin yaşayan büyük ustası Fazıl Hüsnü Dağlarca evinde ziyaret edildi. Etkinliğin ardında da 14.30'da Beyazıt'taki Çınaraltı'nda yaklaşık 40 yıldır şiir kitaplarını sergileyen ancak Belediye tarafından terke zorlanan Hüseyin Avni Dede ziyaret edilerek, destek verildi.   (EVRENSEL/BİA)

ÇOCUKLAR İÇİN ÖYKÜ YARIŞMASI

“Gerçek özür bedende değil düşüncededir” şiarıyla kurulan Çağdaş Özürlüler Yaşam Derneği (ÇÖYDER) öykü yarışması düzenledi. İlköğretim ve ortaöğretim öğrencileri için iki ayrı kategoride yapılan yarışma, Milli Eğitim Müdürlüğü, Bornova Belediyesi ve Bornovalı çeşitli kişi ve kuruluşların katkılarıyla gerçekleştiriliyor. Yarışmanın ödülleri, 10-16 Mayıs Dünya Sakatlar Haftası’nda yapılacak törenle verilecek.

ÇÖYDER Yönetim Kurulu adına açıklama yapan Hamit Vedat Başer, çocukları ve gençleri engelliler konusunda bilinçlendirmeyi hedeflediklerini belirterek, yarışmaya katılan bütün öykülerin kitaplaştırılacağını söyledi. Dil Derneği’nin de katkı sunduğu yarışmanın seçici kurulunda; Dinçer Sezgin, Nevzat Süer Sezgin, Muzaffer İzgü, Hidayet Karakuş ve Bekir Yurdakul bulunuyor. Başvuruların en geç 5 Nisan’da yapılacağı yarışmada birinciye 750, ikinciye 500, üçüncüye 250, dördüncüye ise 100 YTL ödül verilecek. (EVRENSEL)

ERDAL ÖZ EDEBİYAT ÖDÜLÜ  GÜLTEN AKIN'A VERİLDİ...

 

Can Yayınları'nın kurucusu, yazar Erdal Öz'ün anısını yaşatmak amacıyla ailesi ve yayınevi tarafından ilk kez verilen Erdal Öz Edebiyat Ödülü'ne, şair Gülten Akın layık görüldü.

Tahsin Yücel, Doğan Hızlan, Cevat Çapan, Jale Parla, Nüket Esen, Semih Gümüş ve Celâl Üster'den oluşan seçici kurul, 'çağdaş Türk şiirinin günümüzde ulaştığı düzeyi yansıtma niteliği, şiire verdiği emek ve son yıllarda kendi şiirinde yarattığı yenilikler' gerekçesiyle ödülü Gülten Akın'a verdi. Her yıl, 'yaşayan ve son üç yıl içinde yeni bir yapıtı yayınlanmış olan bir yazara' verilecek olan ödülün bu yılki sahibi Gülten Akın oldu.

Sonucun ilk oylamada oy çokluğu ile alındığını söyleyen Tahsin Yücel, 'Ödül, düzeyini hiç düşürmeden kendini şiire yoğunlaştırarak edebiyatımızda yer edinmiş bir sanatçıya gitmiştir''Hep engellerle karşılaştı. Eserlerini dar zamanlarda yazdı. Erdal Öz'ün edebiyatımızdaki yerine yaraşır bir ödül olacak.' ifadelerini kullandı. Erdal Öz'ün doğum günü olan 26 Mart'ta Pera Müzesi'nde yapılan törenle Gülten Akın'a Handan Börüteçene'nin yaptığı ödül heykelciği ile 15 bin YTL verildi. dedi. Öykücü ve romancı olarak kendi kuşakları içinde Erdal Öz'ün çok önemli bir yeri olduğuna dikkat çeken Yücel,

Ödül töreninde Gülten Akın, 'Yaşlı bir ozanım, hiç beklemediğim zamanda geldi bu ödül. İçim sızlayarak kabul ediyorum. Çünkü Erdal Öz benden gençti. Çok değerli bir yazardı, aynı zamanda başına geçtiği her işi incelikle yapan yetenekli ve zeki birisiydi. Öldükten sonra onun adına konmuş ödülü almak biraz iç burkucu’ diye konuştu. 

(RADİKAL / EVRENSEL)

EDEBİYAT DUVARLARA SIĞMIYOR…

 

          Ağırlıklı olarak cezaevlerinden gelen yapıtları yayınlayan Mahsusmahal dergisi tarafından bu yıl ilki düzenlenen ve hapishaneden yazan mahpusların katılımıyla gerçekleşen Mahsusmahal 2008 Şiir ve Öykü yarışması sonuçlandı. Birçok cezaevinden katılımın olduğu yarışmada Mahsusmahal 2008 Şiir ve Öykü ödülleri bir ilk olması bakımından önemliydi. Hem içeride yazan mahpusların eserlerini değerlendirebilecekleri bir platform oluştu hem de bu eserler dışarıdaki yazar şair ve edebiyatçıların ilgisine sunulmuş oldu.

Müge İplikçi, Gaye Boralıoğlu, Sema Kaygusuz, Behçet Çelik ve Özlem Narin Yılmaz’dan oluşan Öykü Ödülü Jürisi, Mahsusmahal 2008 Öykü Ödülünü yarışmaya “Yalancı Bahar” adlı öykü dosyasıyla katılan Veysel Avcı’ya verdi. 

Haydar Ergülen, Neşe Yaşın, H. İbrahim Özcan, Orhan Alkaya ve Sezai Sarıoğlu’ndan oluşan Şiir Ödülü Jürisi de Mahsusmahal 2008 Şiir Ödülünü yarışmaya “Şehla Balıklar Denizi” adlı şiir dosyasıyla katılan Yalçın Hafçı’ya verdi. Yalçın Hafçı ve Veysel Avcı’nın kitapları Mahsusmahal Yayınevi tarafından yayımlanacak. (BİRGÜN)

NÂZIM DEVRİM İÇİN ÇALIŞMAYI ÖĞRETTİ...


Kübalı Şair Pablo Armando Fernandez, Nâzım Hikmet’in Kübalı şairlere devrim için çalışmayı öğrettiğini söyledi. Nâzım’ı Türkiyelilere anlatmak üzere gelen Fernandez, yaratıcı sanatçının devrim için yapacak çok şeyi olduğunu belirtti.

Sözlerine, önce Konstantinopol sonra Homeros sayesinde Türkiye’yi ve Anadolu’yu tanıdığını belirterek başlayan Fernandez, daha önce İzmir’de katıldığı bir şairler toplantısında kendisine şairlerin çok sıcak davrandığını aktardı. “Bir Kübalı olarak bu kadar sevildiğimi görmedim” diyen Fernandez, şiirin evrensel dilinin insanları yakınlaştırdığını vurguladı. Küba devriminin ise küçücük bir adada, birçok şeyle birlikte büyük çapta bir kültürel değişime neden olduğunu belirten Fernandez, Küba’nın silahının eğitim ve sağlık alanındaki gelişmişliği olduğunu bildirdi.

Nâzım Hikmet’in Küba’ya gelişini, “bir baba, bir kardeş Küba’ya gelmişti” sözleriyle ifade eden Fernandez, ‘Kübalı şairlere savunmaları gereken şeyleri öğretecek olan’ Nâzım’ın Küba’ya gelmesinin çok önemli olduğunu dile getirdi. Nâzım Hikmet’le “Pazartesi Devrimi” isimli gazete için Havana’da röportaj yaptıklarını aktaran Fernandez, Hikmet’in Kübalı şairlere, yaratıcı sanatçının devrime nasıl katkı sunmaları gerektiğini anlattığını bildirdi. Fernandez, Nâzım’ı tanımaktan ötürü mutluluk duyduğunu sözlerine ekledi.

Nâzım Hikmet’in arkadaşı olarak da bilinen Pablo Armando Fernândez, 1930 yılında Küba’da doğdu. 1958 yılında dramatik şiiri “Las armas son de hiero”, Küba Devrim hareketi’nde sosyal bir buluşma noktası olan “26 Temmuz Hareketi” (Movimiento de 26 de Julio) adlı salonda sahnelendi. 1962-1965 yılları arasında İngiltere’deki Küba Elçiliği’nde kültür ateşesi olarak görev alan Fernandez’in tüm şiirleri El sueno, la razôn adlı yapıtta toplandı ve yayımlandı. (EVRENSEL)

TÜRKİYE VE DÜNYADAN 39 ŞAİR...


           Bu yıl üçüncüsü düzenlenecek olan Şiirİstanbul’a bir de kardeş şiir festivali geliyor. Türkiye ve dünyadan 39 şairin katılacağı ‘1. Uluslararası İstanbul Şiir Festivali’ 13 Mayıs’ta başlayacak. İstanbul’un sekiz önemli mekânında İstanbullularla buluşmayı planlayan festivalin açıklanan mekânları arasında Emirgan Beyaz Köşk, Caferağa Medresesi ve Cemal Reşit Rey Konser Salonu gibi yerler bulunuyor.

Festivale Türkiye’den Hilmi Yavuz, Kemal Özer, Orhan Alkaya, Refik Durbaş, Sennur Sezer, Ahmet Oktay, Ahmet Telli ve Haydar Ergülen gibi şairlerin dışında Kanada, Irak, Hollanda, Küba, İtalya, Yunanistan, Makedonya, Rusya, İspanya, Fransa, Slovenya, ABD, Bolivya, Almanya ve Letonya gibi farklı ülkelerin şairleri katılacak.

NİLGÜN ACAR’IN YENİ KİTABI "MAVİ TUTKU" ÇIKTI!

 

        EMEĞİN SANATI Grubu katılımcılarından Nilgün Acar’ın yeni şiir kitabı "Mavi Tutku" çıktı. Önsözünü Ataol Behramoğlu’nun yaptığı kitap, Logos Yayınlarında yayınlandı.

KIZILDERE KATLİAMI 36. YILINDA DA UNUTULMADI...

 

THKP-C ve THKO militanı 10 kişinin Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan’n idamını engellemeye çalışırken Kızıldere katledilmesi kınandı. Darbeci ve katliamcıların yargılanması istendi.

Devrimci 78’liler Federasyonu Başkanı Ruşen Sümbüloğlu, Kızıldere’yi “Denizlerden Mahirlere, İbrahimlere uzanan ve bütün diriliğiyle bugünlere kadar gelen ortak bir devrimci mücadele hattının en önemli kilometre taşlarından biri” olarak nitelendirdi. Tek tek isimlerini saydığı Kızıldere’de yaşamını yitirenleri büyük bir sevgiyle andıklarını belirten Sümbüloğlu, “Onlar eylem insanı olmayla önder olmanın en tutarlı örneklerinden birini verdiler. Devrimci kuşakların yaşamlarına, bir fırtına gibi girdiler ve yüreklerden meydanlara, sokaklara akan, sosyalizme koşan büyük bir tufan oldular” diye konuştu. Sümbüloğlu, 12 Martlardan, 12 Eylüllere uzanan askeri faşist darbelerle hesaplaşma ve darbecilerin işledikleri suçlar için halka hesap vermesini sağlama mücadelesinin bir parçası olarak katliamı bir kez daha lanetlediklerini ifade etti. (Ankara/EVRENSEL)

ÜMİT KAFTANCIOĞLU 28. ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE ANILIYOR...

 

12 Nisan 2008 GÜNÜ 19.00’DA  Beşiktaş Belediyesi Akatlar Kültür Merkezinde yapılacak anma etkinlikte 2008 Ümit Kaftancıoğlu Öykü Ödülleri de verilecek. 

Adnan Özyalçıner, Osman Şahin, Feyza Hepçilingirler, Mehmet Güler ve Öner Yağcı’dan oluşan seçici kurulun 280 öykü içerisinden, birinciliğe İbrahim Şaşma’nın “Asmalar Üzüm Vermeyecek” adlı öyküsünü, ikinciliğe Ayşe Akaltun’un  “Isırgan Otları” adlı öyküsünü, üçüncülüğe ise Hikmet Yılmaz’ın  “Karlı Eylül Ve Saksağanlar” adlı öyküsünü değer gördü.  Seçici kurul ayrıca, Gönül Çatalcalı’nın “Yollar”, Murat Taş’ın “Toprak”, Salim Nizam’ın “Ters Lale”, Mahmut Yamalak’ın “Rahat mısın Yavrum”, Muammer Küçükergör’ün “Hain Lodos”, Berdar Doğan’ın “Özlem” ve Suna Dündar’ın “Hayat Akarken” öykülerini de mansiyona değer gördüklerini açıkladılar. Dereceye giren öyküler “2008 Ümit Kaftancıoğlu Öykü Ödülleri” adı altında bir kitapta toplanacak.

Adres: Zeytinoğlu Cad. No:16 Akatlar-İstanbul  Bilgi İçin : 0212 513 79 00  0555 254 27 26   0546 413 74 47

ÜMİT KAFTANCIOĞLU  YAPITLARIYLA YAŞIYOR
FAŞİZME İNAT...

 

            Faşizmin katlettiği değerlerimizden biridir Ümit Kaftancıoğlu. Destansı okuma savaşımının izlerini daha sonra yapıtlarına destansı üslubuyla yansıttı. Onun yüreğinde halk ve insan sevgisinden daha üstün bir sevgi yoktur. Yapıtları incelendiğinde, Anadolu’dan ve halkından kopmadığı görülür. Dili halkın dilidir, yaşamı halkın yaşamıdır. O’nun gözünde insansız bir ortamda yaşam yoktur, sönüktür: "Dünya'nın atmosferi, kabuğu, mağması, ekvatoru insan bana göre. İnsan yığınları, toplum, topluluk... İnsansız, ıssız bir lokantada yemek yiyemedim, üç beş kişiyle sinema seyredemedim. Üst üste ağzına kadar dolu belediye otobüsü, korsan bir münibüs bana yaşamı vurgulamıştır."

            Radyo sunuculuğu sınavını kazanan genç Uğur Dündar’a verdiği öğüt, onun yaşama ve insana bakışının somut göstergesidir: “Doğruluktan ayrılma, kimseyi kıskanma, işini sev ve halkını satma. haydi bakalım yolun açık olsun!"  Fakir Baykurt, Kaftancıoğlu' nu şöyle anlatmaktadır: "... Kaftancıoğlu'nun dikkati çeken başlıca özelliklerinden biri, dilindeki zenginliktir. Doğu Anadolu, bütün başka yoksunlukların tersine, bir kültür ve dil hazinesidir. orada kat kat uygarlıklar, her uygarlığın zamanımıza kadar birikip gelen katılımları bir dil coşkunluğu, bugün doğu halkında renkli, sanatlı bir anlatımı adeta gelenek haline getirmiştir. her türlü dil ve anlatım sanatını kendi kişiliğinde toplamış pek çok insan, her biri birer bilge gibi köylerin tozu toprağı içinde ömür sürmektedir. Ümit Kaftancıoğlu, bu kültürü çok iyi özümsemiş, kendine mâletmiş, üstelik gördüğü eğitim ve kendini yetiştirme çabasıyla aydınlanmış umut verici bir yazarımızdır."

            Tehditler alıyordu faşist çevrelerden. Ölmeden önce çocuklarına seslendiği  bant kaydında onlara şöyle sesleniyordu: "Ölüm hiç önemli değil / Yaşam var dağ gibi / Yaşam var, gökyüzü, deniz / O insana şaşarım / Binbir meyva yüklü / Ağacın altında yere düşen / Sararmış bir yaprağa üzülsün / Selam olsun hepinize / Herkese, yaşama, yaşam sevincine / Selam..."  11 Nisan 1980’de evinin önünde faşistlerce katledildi.  Yapıtları ve yaşamı, Anadolu’nun bağrından çıkacak tiğit ve aydınlık düşünceli nice insanlara maya olacaktır.

İŞÇİ SINIFININ UNUTTURULAMAYAN ŞAİRİ

MUAMMER HACIOĞLU’NU ANIYORUZ...

 

(Ahmet Arif ile Halil Soyuer Arasında)

Unutulmak kıskacına terk edilen, çağdaş edebiyatımızda adı bile anılmayan,  insandan ve emekten yana şiirler dokuyan Muammer Hacıoğlu;  altmış sekizlerden on iki eylüle geçen süreç içinde ve sonrasında dokuz şiir kitabı yayınlamış, kitaplarında kurtuluşun sosyalizmde olduğu görmüş, göstermiş bir şair.  Dergilerin ve yayıncıların umursamazlığına karşın kitaplarının tümünü kendi yayınlamış, satmaya çalışmış. Bugün ne seçkilerde, ne sosyalist gerçekçi şiiri ve şairleri konu alan yazılarda,  ne de çağdaş edebiyatımızı inceleyen kitaplarda adı geçmeyen kültürü moda gibi tüketenlerin haberleri bile olmayan protest bir şair O.

1980 öncesi ve sonrası  iktidar karşıtı tavrından ötürü defalarca gözaltına alındı. Şiirlerinde burjuvaziyi kıyasıya eleştirdi ve bedelini ağır ödedi.  “yüreğimin yangınından aklımın çengeliyle çıkardım” dediği basılmış basılmamış şiirlerini insanlığa miras bırakarak  4 Nisan 1992’de  kanserden öldü. Yapıtları:  Altın Mısralar(1969), Susun Ağlayacağım(1971), Beni Sokaklar Çağırıyor(1972), Öfke Kında Durmaz(1973), Şafaklar Kana Bulandı(1975), Kelepçe(1976), Uğultu(1976), Bir Yumruk Büyüyor(1977), Ateş Benzin Emiyor(1979), Mayın Tarlasında Büyüyen Çiçek (1991), Pk. 690 Beyoğlu (Bütün Şiirleri-2006)

Bir şairin ölümü, eşittir bir ordunun  dağılmışlığına diyen  Muammer Hacıoğlu’nun şiirlerindeki sesi sokaklarda sloganlarımızda yankılanmaya devam ediyor:

“biz halk savaşçıları
ne yarından ileriyiz
ne dünden geri
durmadan inceltiyoruz
çırılçıplak bir hançeri.”

SABAHATTİN ALİ’Yİ 60.  YILDÖNÜMÜNDE ANIYORUZ…


Türk Edebiyatının ilk devrimci-gerçekçi hikayeci ve romancısı  Sabahattin Ali’yi katledilişinin 60. yıldönümünde anıyoruz.  2. Dünya  Savaşı sonrası tırmanışa feçen faşizm, sosyalist yazarlar, şairler, aydınlar üzerinde baskı fırtınası estiriyordu. Bu dönemde yurt dışına kaçmak isteyen Sabahattin Ali,  2 Nisan 1948 günü  kendisini kaçıracak olan Kontrgerilla görevlisi Ali Ertekin tarafından katledildi.

Edebiyatımızda orta sınıfların, köylünün, yoksulların hayatlarını bize anlatan ilk yazar Sabahattin Ali değildi. Ama bunu büyük bir ustalıkla, devrimci, halkçı ve gerçekçi bir görüşle yapan ilk hikayecimiz, romancımız odur. Sabahattin Ali’nin Resimli Ay'da yayımlanan (30 Eylül 1930) ilk öyküsü "Bir Orman Hikayesi"ni Nazım Hikmet, şu sözlerle okurlara sunmuştur: "Bu yazı bizde örneğine az tesadüf edilen cinsten bir eserdir. Köylü ruhiyatının bütün muhafazakar ve ileri taraflarını, iptidaî sermaye terakümünü yapan sermayedarlığın inkişaf yolunda köylülüğü nasıl dağıttığını ve en nihayet, tabiatın deniz kadar muazzam bir unsuru olan ormanın muğlak, ihtiraslı hayatını, kımıldanışların zeki bir aydınlık içinde görüyoruz".

Sabahattin Ali için “edebiyatın CHE’si” nitelemesini yapan yazarlar da vardır. Sabahattin Ali öyküleri paslı teneke gibidir. Tertemiz bir bileğin yanında duran paslı bir teneke parçası gibidir; kör cehaleti, saf şiddeti, gerçek kötülüğü anlatır. Sabahattin Ali, konuştuğu herkesin, gittiği her yerin, gördüğü her şeyin hikâyesini öğrenip yazmak tutkusu tüm öykülerinde açıkça görülür. Zamanının ötesinde olacak olayları hikâyelemiş öngörülü bir yazardır. Sabahattin Ali, birey-toplum, yurttaş-devlet, kır-kent, işçi-patron, kadın-erkek karşıtlıklarına bakışı akılcılıktan öte bir tarih ve toplum bilincini öngörüyordu. Yazısına içkin olan bu bilinç, didaktik değil, anlatıda erimiş organik bir bilinçti. Romanın, öykünün doğuş nedeni olan "gerçeklik" kavramı ile organik bağını asla ihlal etmedi. Bireysel sanılanın toplumsal yüzünü, toplumsalın içinde bireyin iradesini yansıttı. Sabahattin Ali kadınlardan yana bir edebiyatı özellikle gözetmiş, yazdığı yılların gerçeği içinde toplumsal sömürüde en alt kesim olarak kadınları görmüş ve bunu birçok öyküsüne konu etmiştir. Erkeğin hiç sorgulanmayan kendiliğinden egemenliğine eleştirel bakışı ve geleneksel toplumsal cinsiyet ahlakını sorun etmesi, o yıllardaki edebiyatta yeni bir bakıştır. Yeni Dünya ve Sırça Köşk 'teki öykülerin çoğu bu anlayışa örnektir ve onun ileri bilincinin temsilidir. O, yaptlarıyla, yaşamıyla  yol gösterecek hep bize...

 

EKİM DEVRİMİNİN BÜYÜK ŞAİRİ MAYAKOVSKİ YAŞIYOR!..


Büyük Ekim Sosyalist Devrimi dendiğinde unutulmayacak adlardan biri de Vladimir Mayakovski’dir.  O yazdığı ajitasyon şiirleriyle, hazırladığı illüstrasyon ve afişlerle Sovyet devriminin gerçekleşmesi ve sonrasında gizli kahramanlardan biridir. 1906'da Bolşeviklere katılan Vladimir Mayakovski, üç kere tutuklandı. 1911-1914 yılları arasında Moskova Resim ve Heykel Okulu'nda öğrenim gördü. 1911'de fütürist harekete katıldı. Fütürist Bildiri'de imzası yer aldı. Burjuva göreneklere meydan okuyan ve sığ kamu beğenisini sarsan edebi ürünler verdi. Ekim Devrimi'ni çoşkuyla karşıladı ve devrimin başlıca sözcülerinden biri oldu. 1925'te yakın dostu Sergey Yesenin’in intiharı onda derin sarsıntılar yarattı. Bu olaydan tam beş yıl sonra, 14 Nisan 1930'da, henüz 37 yaşındayken Lili Brick'i ve ailesini Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği hükümetine emanet ettiğini belirten bir mektup bırakarak intihar etti.

      Geleneksel Rus şiirine savaş açmış, yeni öz ve biçim anlayışı ile alışılagelmişi altüst eden, değişebilen ve değiştiren bir ozandır Mayakovski. Öfkeli politik dilinin yanı sıra en duygulu aşk dizelerini yazmış, gelecekçiler arasından sıyrılıp devrime yüz sürmüş ve devrimin sözcülüğünü üstlenerek, kollektifin nabzını yakalamak amacı ile şiirlerinde sesini yükseltmiştir. Gelecekçiler arasından çıkış yapan ozan, içindeki bitmez coşkuyla sanatın bir çok alanında ürünler verdi.  Dilin kabuğunu atarak özünü buldu, bu özle sonsuz çağrışım zinciri oluşturacak bir yeni bir şiir dili geliştirdi:


Dünya !
Gel sağaltayım senin kel başını
benim yabancı yaldızların benekleri içre dudaklarımın limeleriyle.
Kalay gözlerimin yangınları üzerinde saçlarımın dumanıyla
gel bürüyeyim ben sarkık göğüslerine bataklıkların.
Sen! Biz - ikiliyiz,
yaralanmışız, kovalanmışız alageyikler gibi,
kişnemesi şahlanmış ölüm tarafından eğer vurulmuş atların.
Evin ağımından duman uzun ayalanyla ulaşıyor bize,
tortusuyla hiddetlendirip gözlerini sağanaklar içinde
çürüyen ateşlerin.


 


NOT: E-Dergimize yapıt göndermek isteyen dostlar, emegin_sanati@mynet.com adresine gönderebilirler.  Ayrıca grubumuza üye olarak, grup adresi yoluyla da bizlerle ilişki kurabilirsiniz: http://gruplar.antoloji.com/emegin-sanati Google Grup E-Posta Adresi: emegin_sanati@googlegroups.com

98
0
0
Yorum Yaz