« Önceki | Sonraki »

1/1/2009

EMEĞİN SANATI'NDAN 47. MERHABA


 

Merhaba,

Yeni bir yıla kanlı görüntüler içinde giriyoruz.Amerikan emperyalizminin işleri karakolu İsrail’in soykırıma giriştiği Gazze sokaklarında ölüm genç-yaşlı, kadın-erkek, çocuk-büyük ayrımı yapmıyor. 2008’in son günlerinde yaşananlar, aslında 2009’un da insanî değerler açısından aydınlık olamayacağının bir göstergesi değil mi?

Her yeni yılın sonunda bir muhasebe yapılır. Olanlar, olmayanlar, yapılanlar, yapılmayanlar bir gözden geçirilir. 2008’e baktığımızda, ilk gözümüze çarpanlar, Tuzla tersanelerde işçi kıyımları, kot taşlama işçilerinin suyun yüzüne çıkan dramları, ve iktidarın her alanda derin ve yoğun bir baskı politikası…  1 Mayıs’ta Gazze’ye, dönen İstanbul sokakları… Ve sonunda Amerikanın iç bunalımıyla dünyayı saran kapitalizmin krizi…

Sanırım 2008’e farklı bir damga vuracak olan da krizle birlikte uyanışa geçen sınıfsal bilinçtir. Çünkü krizle birlikte içinde emekçilerin artı değerini taşıyan sermayesini kaçırmaya çalışan, işçileri işten çıkaran, sendikalaşmaya karşı çıkan patronların yüzüne bir tokat gibi indi işçi direnişleri… 12 Eylül’den 28 yıl sonra emekçiler, işleri ve emekleri için mücadele etmenin, mücadele ettikçe de kazanmanın tadına vardılar yeniden. Bu açıdan 2009’a dair umutlarımız çoğalıyor.

Sanatsal açıdan bakarsak, sanatın giderek sermayenin emrine yöneltildiğini görüyoruz. Özellikle müzikte ve görsel sanatlarda sermaye sanata tahakküm etme çabasında. Önce sponsorluklarla başlayan sanat-sermaye ilişkisi, giderek tahakküme ve dayatmalara dönüşmekte… Sermaye’nin sponsorluğunda ve öncülüğündeki sanatsal etkinlikler, klişeler içine hapsedilmekte. Edebiyatta ise bu ilişki, şimdilik belli çerçeve içindeki çevrelerde öne çıkmış durumda. YKY, elitçi edebiyat çevrelerinin yeni tapınağı… Bu tapınakta, temel değerleri sanatsal iradeden çok “para” belirliyor. Ortaya çıkan sonuçlar da bu irade çerçevesinde kümelenmeye başlıyor. İnsanî heyecan ve coşkulardan arınmış, durağan, iç bükey, masa başı edebiyat…

Buna karşın Anadolu’nun dört bir yanında sanatı bir coşku ve heyecan olarak gören, üreten, ürettiklerini dergilerle edebiyat borsasının sırça duvarlarına fırlatan sanatçılar var… Sanatı insanîleştirme eylemi Anadolu’da dergilerle, üretilen ve maddi beklentiden uzak hedeflerle kitaba dönüştürülmüş yapıtlarla sürüyor. Ancak onların da önemli sorunları var. Kimileri sırça borsaya dahil olabilme çabasında, kimileri ise, farklı bir sanat kalkışması oluşturma çabasında… Ama buluşamamaları, tekil kalmaları, konfederatif bir güç birliği oluşturamamaları, seslerini cılızlaştırıyor. 

2009, bu açıdan bize, yaşama müdahil olma çabasındaki sanatçılara  önemli görevler dayatmaktadır.

 

Ali Ziya Çamur

                        

BU SAYININ SAVSÖZÜ

 

Geçmişte ve hatta yakın geçmişte kişisel gelecekler karanlık olsa da dünyanın geleceğinin aydınlık olabileceği kanısı hakimken şairler yerel siyasetler üzerinden önemli sözler edebiliyordu. Edebiyatçı, yakınlarda bir yerde bir tehlike varsa bile dünya üzerinde güvenli bir alan olduğu duygusu taşıyabiliyordu. Sözgelimi İkinci Yeni şairi için dünya çok iyi bir yer değildi, ama herhangi bir yerine kaçabileceği bir dünya idi. Şiirinin en temel prensibi yaşamaktı. Yaşamın sürekliliğini duyumsamaktaydı.

Seksenlerin yenik edipleri için bile içine sığınılacak buğulu sözlerden korunaklar vardı inşa edilecek. Bugünse küresel tehlike] nedeniyle geleceğin tümüyle ipotek altında olduğu bir dünyadayız. Bir kaçış edebiyatı yapmak da imkânsız; çünkü kaçılacak bir coğrafya kalmadı. Kendilerine miras bırakacağımız dünyada insanî yeteneklerini nasıl doğru düzgün kullanacakları hakkında büyük destanlar yazsak bile okuyacak bir nesil hiç olmayabilir. Sıfıra doğru hızla giden bir zemine ayak basıyoruz ve edilgenliği kabul etmesek bile sözle güç taslayacak kadar komikleşmeme aklına sahibiz. Şiir artık sözü bir kalkan olarak kullanıp arkasına geçeceğimiz ve bizi sömüren dünyaya nanik yapacağımız bir korunak olmaktan çoktandır çıktı. Kahramanlık olan şey bu defa sahiden dünyayı kurtarmak. Mümkün veya değil. Şiirse hiç olmadığı kadar başka bir şey olmalı. En az dünya kadar tekinsiz bir şey. HAYRIYE ÜNAL

 

YAŞAM VE SANATTA
        
15 GÜNÜN İZDÜŞÜMÜ

 DEVRİMCİ ŞAİR OZAN TELLİ İSVİÇRE’DE AÇLIK GREVİNDE!..

İsviçre’de, Zug Kantonu sınırları içindeki bir hapishanede tutulan Ozan Telli, iltica başvurusunun reddedilmesi ve İsviçre'yi terk etmesi kararı karşısında açlık grevine başladı. İsviçre ve Avrupa genelinde son zamanlarda göçmenlere yönelik artan ırkçı faşist politikalar farklı yöntemlerle devam ediyor. Ozan Telli 8. gününde bulunduğu açlık greviyle, iltica makamlarının ve yerel mahkemelerin kendisi hakkında almış olduğu haksız politik tutum ve davranışları da protesto ediyor. İlerlemiş yaşına, kalp vb. çeşitli sağlık sorunlarına rağmen Ozan Telli açlık grevini sürdürmekte kararlı...

 

Ozan Telli'nin avukatı Gabriel Püntener, açlık grevinin başladığı 22 Aralık 2008 tarihinde, son bir defa daha Zug yerel mahkemelerine müvekkilinin sağlık raporlarını ekleyerek davanın bir kez daha gözden geçirilmesi için başvurdu. Ancak bu başvurusu da reddedildi. Bunun üzerine Avukat Püntener, Ozan Telli hakkında kasıtlı ve politik bir tutum olduğunu belirterek, davayı bundan sonra yasal ve hukuki yollarla sürdürebilme imkanı ve olanağı kalmadığını belirtti.

 

Bu konuda Şair Kemal Vural Tarlan tarafından imza-mektup kampanyası başlatıldı. Kemal Vural Tarlan, yaptığı açıklamada, “Sevgili dostlar; İsviçre iltica mahkemelerinin Ozan Telli hakkında vermiş olduğu terk kararı konusunda Ozan Telli açlık grevine başladı. Kendisi şu an Zug cezaevinde. Onun dostları, arkadaşları olarak dışardan yapılacak destek için yazar ve edebiyatçı örgütlerinin duyarlı olmasını bekliyoruz...”   Kampanyaya katılmak isteyenler, Ozan Telli’ye iltica hakkı tanınması için  aşağıdaki mektubu İsviçre Başkonsolosluğunun e-mail adresine (ist.vertretung@ eda.admin. ch) gönderebilirler….

An das Bundesamt für Migration

 

Der bekannte und die demokratischen Werte vertretende Dichter, Ozan Telli, musste, angesichts seiner Ideologien und dem Staate Türkei diametralen Gedankenguts, das Land vor 7 Jahren verlassen. Auf Grund seiner veröffentlichten Schriften wurde der Staat aufmerksam, versuchte ihn zur Ruhe zu bringen und scheute deswegen nicht vor Drohungen und Verfolgungen. Er hat in der Schweiz, vor dieser staatlichen Repression, Asyl gesucht.

 

Während seines Aufenthaltes in der Schweiz pflegte er weiterhin die Geschehnisse in der Türkei zu verfolgen und schrieb diese in Form von Gedichten nieder.

Es ist allseits bekannt, dass in der Republik Türkei jegliche Gedanken, Ideologien und Anstrengungen, welche dem Staate selber nicht genehm sind, verfolgt und ausgelöscht werden. Dieser Repression fallen unter anderem Journalisten, Dichter und Schriftsteller zum Opfer.

 

Aus all den oben genannten Gründen sehen wir, welche dieses Schreiben unterzeichnet haben, die Aufforderung gegenüber Herrn Ozan Telli, die Schweiz zu verlassen als Risiko bringend und lebensgefährdend. Zu dem wäre eine weitere Haft, in welche in der Türkei Folterungen involviert sind, ein für die Gesundheit Ozan Tellis nicht kalkulierbare Attacke.

 

Diese Petition richtet sich mit dem grössten Respekt an das Bundesamt für Migration zur nochmaligen Überarbeitung des Dossiers von Herrn Ozan Telli.

 

Name (İsim)      Vorname (Soyisim)    Adresse (Adres)           Unterschrift(İmza)


 Ozan Telli, Can Yücel'le cezaevinde...

 

Ozan Telli, 1950 tarihinde Gaziantep iline bağlı İslâhiye ilçesinin Telli köyünde doğdu. Tarım, yapı, metal işçiliği ve memurluk yaptı.70'li yılların ortalarında şiirleri Birikim dergisinde yayınlanmaya başlayınca tanındı. Siyasal nedenlerle İslâhiye, Adana ve Trabzon cezaevlerinde mahpus yattı. Çalışmalarını, daha çok halk hareketlerini destanlaştırmak doğrultusunda yoğunlaştırdı. Yazdığı yapıtların birçoğu yasaklanıp toplatıldı. Sürgünler, vurgunlar yedi, uzun yıllar kaçak yaşamak zorunda kaldı. Şimdilerde yurt dışında bulunan şairin kazanılmış altı tane şiir ödülü var. Vatan gazetesi birincilik ödülü, (1977), Akademi başarı ödülü (M.Mungan ve T.Fişekçi'yle birlikte, 1980), Gösteri dergisi birincilik ödülü (1983), Natıroğlu ikincilik ödülü (1984), Gülhane El Sanatları Festivali birincilik ödülü (1987), Kültür Bakanlığı başarı ödülü (1991)…  Ozan Telli’nin başlıca yapıtları: Şahince (1981), Ekmeğin Şarabın Tuzun Aşkına (1982), İshakça (Baba İshak Destanı) (1983), Şah Kulu Destanı (1985), Kalenderoğlu Piri Mehmet Destanı (1987), Aşktan Umut Kesilmez (1987), Koçgiri Destanı (1987), Dersim Destanı (1990), Bizim Çeliğin Suyunda (önceki üç destanla birlikte,1991), Ararat Destanı (1992), Aşka Amin (2002), Komüncüler (2002), Ölümsemek (2007) …

 

O INSAN Kİ

 

hangi çağın kamburu sipsivri piramitler

kimlerin teri kızgın kumlara damlayan

Palmiye yapraklarından

kaç bin yıllık acıyı ağlıyor sırıtan kafatasları

 

dağlanmış taç geçirilmiş başkaldırmış başına bir kölenin

bir acı damlası alnından akan kan

ve kan kokusu yayılan

bardağı taşıran su sayılan

mayası devinmenin ve devrimlerin

ve yeniden türeyişinin insanın

o insan ki

uyanır uyanışı gibi

gerinen toprağın

çözülen buzun

çatlayan kayanın

o insan ki

gezegenlerde insan gezdirir soluğuyla

buhar buhar solur

elektrik elektrik ışır

ve atom atom konuşur

yerde

gökte

su`da

neredeyse kızarmış yarısı elmamızın

eşiğinde adımlarımız kambursuz cagin

yıldızlara kuracağımız salıncağın

beşiğinde büyüyecek çocuklarımız

 

OZAN TELLİ

 

   

ŞAİR ŞÜKRÜ ERBAŞ GİTMEDİĞİ MANAVGAT’TA , BİLMEDİĞİ BİR DİLİ, KÜRTÇE’Yİ

KONUŞTUĞU İÇİN CEZA ALDI…

 

            Muhalif bir aydın ve Türkçe’nin incelikli şairi olan Şükrü Erbaş, 2002 yılında sisteme müdahil olabilmenin bir yolu olarak seçimlere katıldı. Toplumuna karşı sorumlu çoğu aydın gibi Şükrü Erbaş da Manavgat 1. Asliye Ceza Mahkemesince mahkum edildi.

         Bu mahkumiyetin gerekçesi ise seçimlerde Kürtçe konuşulması. Bu olay, düzenin ikiyüzlülüğünü bu olay bir kez daha ortaya koymaktadır.  Çünkü daha geçen günlerin birinde Cumhurbaşkanı, Kürt dilinin kültüründen, destanlarından söz etti. Devlet Kürtçe yayın yapan bir kanal açtı.  O halde hukuk Şükrü Erbaş’a şunu mu demek istiyor: Kürtçe, resmi ideolojinin dışına çıkamaz. Kaldı ki, Şükrü Erbaş Türkçe yazan, Türkçe konuşan, Türkçe’ye tutkuyla bağlı bir şairdir; Kürtçeyi de bilmiyor.

“Bu haksızlığı protesto ediyoruz” diyen Türkiye Yazarlar Sendikası, PEN ve Edebiyatçılar Derneği, açıklama yaparak,“Bizler sanatçılarının aydınlığından korkan bir ülke olma utancının ortadan kaldırılmasını istiyoruz. Biz yazar kuruluşları, ülkemizde hukuk sürecinin büsbütün sıfırın altına düşmediğine inanmak istiyoruz” dediler. İçlerinde Ahmet Telli, Fikret Başkaya, Temel Demirer, Hüseyin Atabaş, Ali Balkız, Ali Rıza Kars’ın da bulunduğu şair ve yazarlar bir açıklama hazırlayıp imzalayarak “Hukukun konjonktürel olarak işlediğini biliyoruz. Buradan anlıyoruz ki, egemen güçler yine bir baskıcı dönemi hazırlamaktadırlar. Hukuk konjonktürel değil, demokrasi için çalışmalı, çalıştırılmalıdır. Biz bu açıklamayı imzalayanlar Şükrü Erbaş’ın ve ceza verilen diğerlerinin mahkumiyetinin haksızlık, demokrasi dışılık olarak yorumluyor ve Şükrü Erbaş’ın işlediği düşünülen suçu paylaşıyoruz” dediler. (PEN)

 

İŞÇİ EDEBİYATI ÖDÜLLERİ TÖRENLE VERİLDİ…

 

Edebiyatçılar Derneği ve Genel-İş’in bu yıl altıncısını düzenlediği “Abdullah Baştürk İşçi Edebiyatı Ödülü”ne hak kazanan edebiyatçılar, Mülkiyeliler Birliği’nde Ankaralı edebiyatseverlerle bir araya geldiler. ‘Edebiyat ve Sanatta İşçiler’, ‘Sanat ve Çocuk Emeği’ üzerine yapılan sunumların ardından ödül sahibi yazarlar, ödüle layık görülen kitaplarını tanıtıp imzalattılar.

‘Edebiyat ve Sanatta İşçiler’ başlıklı bir sunum yapan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Makal, DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk ile yaşadığı bir anıyı paylaşarak başladığı konuşmasında, sanat ve sanatçının, toplum içindeki değerlerine ve çalışma yaşamlarına nasıl katkılarda bulunduğunu anlattı. Makal, “Sanat gelecek zamanlara uzanan tanıktır” diyerek, zamanın koşullarını ve işçilerin çalışma yaşamlarındaki zorlukları sadece bilimsel verilerden öğrenmediklerini, aynı zamanda dönemin edebi eserlerinin de birer ipucu olduğunu kaydetti. Makal, Charles Dickens’ın “Zor yıllar”, Emile Zola’nın “Germinal” ya da John Steinbeck’in “Bitmeyen Kavga” gibi eserlerinden o dönemin çalışma koşulları ile ilgili bilgi alınabildiğine dikkat çekti.

Cumhuriyetin ilk yıllarında sanatın üzerinde ölü toprağı olduğunu ifade eden Makal, 1950 yıllarına kadar Türkiye’de işçi edebiyatının az olduğunu, ancak 1950’li yıllardan sonra önemli gelişmeler yaşandığını anlattı. Çalışma yaşamını anlatan eserleri, ‘dolaylı ve dolaysız olarak eserlerine yansıtan edebiyatçılar’ diye ayıran Makal, dolaylı yoldan anlatanların eserlerinde işçilerin yaşamını dışarıdan anlattıklarını, dolaysız olarak anlatanların ise işçilerin kendi çalışma koşullarını eserleştirdiklerini belirtti. Dolaysız eserlerin daha içten olacağını ifade eden Makal, dolaysız edebiyatı oluşturanların da edebi dillerine dikkat etmesi gerektiğini dile getirdi.Sonuç olarak “Türkiye’de işçi edebiyatı bence yoktur” diyen Makal, bunun Türkiye aydınlarının hümanist temele sahip olmamasından kaynaklandığını söyledi.

“Çocuk Emeği ve Sanat” başlıklı bir sunum yapan Dr. Gürhan Fişek ise çocuk emeği  üzerine karikatür, düz yazı, şiir ve resim alanında eser vermiş sanatçılardan örnekler vererek, çocuk emeğinin sömürüsüne dikkat çekti. Fişek, Feridun Yüksel’in “Terminaldeki çocuklar” (resim), Yeşim Eyüboğlu’nun “Cinnet misafirleri” (öykü), Orhan Kemal’in “Uyku” (edebiyat) gibi eserlerinden örnekler sunarak “Çocuklar çocukluğunu yaşamalı. Bu da okullardan geçer. Ne yazık ki çocuklar hâlâ sömürülüyor. Acilen çocukları çalışma yaşamlarından uzak tutacak sosyal politikalara ihtiyaç var” dedi.

Panelin ardından seçici kurul üyeleri, Haydar Demir’in “Makine” adlı öykü kitabı, Zehra İpşiroğlu’nun “Özgürlük Yolları” adlı yaşam öyküleri kitabı ve Hasan Kıyafet’in “Umut Direniyor” adlı romanının ödüle layık görülme sebeplerini anlattılar. “Makine” kitabının yazarı Haydar Demir, cezaevinde olmasından dolayı törene bir mektup göndererek katıldı. Demir mektubunda, “Yazar yazdıklarında ‘ben yokum’ dese de, kişiliğinden kalıntılar, izler bulunur” dedi. “Özgürlük Yolları” adlı yaşam öyküsü ile ödüle layık görülen Zehra İpşiroğlu, kitabını Almanya’da Türk ve Alman kültürü arasında kalmış gençlerle röportajlar yaparak hazırladığını kaydetti. Kitabı için “Hem bir göç kitabı, hem de değil” diyen İpşiroğlu, okurların, kitabında üç kuşak Almanya’da yaşayan Türklerin çocuklarının yaşamlarından kesitler bulacaklarını belirtti.

“Umut Direniyor” adlı romanı ile ödüle layık görülen Hasan Kıyafet ise kitabını Yalova’ya gidip gelirken yol üzerinde gördüğü Tuzla tersanelerini ‘yazmak gerek’ diyerek yazdığını anlattı. “Tek tek röportajlar yaptım. Elleri kolları kesik iş kazalarına uğramış işçiler gördüm” diyen Kıyafet, o dönem Tuzla tersanelerinde 50 bin işçinin çalıştığını, sadece 3 bin işçinin sigortalı olduğunu belirtti. Dünyada milyonlarca işsiz olduğunu ifade eden Kıyafet, “Karıncalar kadar çok, dağlar kadar haklıyız” dedi. Konuşmaların ardından okurlar, ödüle hak kazanan kitapları yazarlarına imzalattılar. (EVRENSEL)

 

KÜLTÜR VE SANAT BÜYÜK ÖDÜLÜ ÇETİN ALTAN'IN…

 

Kültür ve Turizm Bakanlığının Kültür ve Sanat Büyük Ödülünün, bu yıl gazeteci-yazar Çetin Altan'a verilmesi kararlaştırıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliğinden yapılan açıklamada, Ödüller Yönetmeliği gereğince oluşturulan Değerlendirme Kurulu'nun bugün Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay başkanlığında toplantı yaptığı bildirildi. Açıklamada, şunlar kaydedildi:

''Kurul yaptığı değerlendirme sonucunda, 2008 yılı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'nün, Türk edebiyatı ve gazetecilik alanındaki uzun soluklu çalışmaları, yazı hayatına başladığı ilk yıllardan itibaren sergilediği üretken ve kişilikli tavrı, başta deneme, roman, tiyatro oyunları olmak üzere edebiyatın hemen her türünde ürünler vermesinin yanı sıra, gazetecilik alanında bir ekol oluşturması, 'Şeytanın Gör Dediği' adlı köşe yazılarında halk kültürüne ve fıkralara bilgece yer vermesi, yazılarında başlangıcından itibaren demokrasiden taviz vermemesi, her dönemde ve her koşulda bu tavrı kararlılıkla sürdürmesi ile siyasi, sosyal ve kültürel hayatımıza yaptığı bu önemli katkıların yanı sıra, aydın deneyimini ve birikimini ailesinden başlayarak topluma, özgün düşünce duyarlılığı ile aktarması göz önünde bulundurularak Çetin Altan'a verilmesine karar verildi. Değerlendirmede Kurulu, bu seçimiyle yalnız kültür ve sanat alanındaki bireysel başarı ve hizmetleri değil, Çetin Altan'ın şahsında kültür ve sanatımıza el birliği ve gönül birliği içinde hizmet veren, aynı bilinç ve anlayışı paylaşan kişi ve kuruluşları teşvik ederek ödüllendirmeyi amaçladı.'' (SANSÜRSÜZ)

 

SANAT CEPHESİ, ÇUKUROVA 2. KİTAP FUARINDA ETKİNLİK DÜZENLİYOR


Çukurova 2. Kitap Fuarı,10-18 Ocak 2009 tarihleri arasında TÜYAP Adana Uluslararası Fuar ve Kongre Merkez’inde okurlarla buluşmaya hazırlanıyor.  Fuar, Tüyap Adana Uluslar arası Fuar ve Kongre Merkezinde yapılacak.

         Fuarda, Sanat Cephesi ve Sorun Yayınları Kolektifi tarafından da bir dizi etkinlik düzenlenecek. 11 Ocak 2009 Pazar günü Konferans salonu II’de 14.30-15.45 saatleri arasında düzenlenecek panelde Cenk Ağcabay ve Sırrı Öztürk, "Karl Marx Tartışmaları ve Sol'un Gündemi" konusunu ele alacaklar.

         16.00-17.30 saatleri arasında gene aynı salonda "Sanat Cephesi Şairleriyle Söyleşi-Şiir Dinletisi"  yapılacak. Etkinliğe Sanat Cephesinden Kemâl Kök, Aysel Yenidoğanay, Ragıp Özcan, İbrahim Halil Aycan’ın yanı sıra Emeğin Sanatı Grubu’ndan Ali Ziya Çamur da çağrılı olarak katılacak.

         Sorun Yayınları Kolektifi, 17 Ocak 2009 Cumartesi, 16.30-17.30 saatleri arasında  Konferans Salonu II’de   "Kızılbaş Kültürü- Günümüz Aleviliği ve Sol Kendi Sentezini Nasıl Üretir?"  konulu bir panel daha düzenleyecek. Panele Esat Korkmaz ve  Sırrı Öztürk katılacaklar.

 

HAROLD PİNTER ÖLDÜ!

 

12 Eylül baskısı altındaki yazarlara destek vermek için Türkiye'ye gelmesiyle bilinen, insan hakları savunucusu 2005 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi yazar Harold Pinter 78 yaşında öldü.

Kendi kuşağının en etkili İngiliz oyun yazarı ve siyasi alanda da güçlü bir muhalif sesi olan Pinter"ın oyunları, "Penteresque" adıyla anılan kendine özgü bir tarz yaratmıştı. Yazarlığının yanı sıra insan hakları savunuculuğu ve savaş karşıtlığı konusunda aktivist tavrıyla bilinen Pinter, 12 Eylül baskısı altındaki yazarlara destek için Türkiye'ye gelmişti. 2003'te savaş karşıtı şiirlerinden oluşan bir derleme yayımladı ve Irak'a karşı girişilen müdahaleyi eleştiren bu şiir seçkisiyle I. Dünya Savaşı'nda ölen şair Wilfred Owen anısına konulan ödüle layık görüldü. 1999’da Kosova krizinden Nato"nun müdahalelerini ülkedeki korku ve karışıklığı arttıracağı gerekçesiyle eleştirdi ve "Miloseviç'i Serbest Bırakın" kampanyasına katıldı. Savaş, insan hakları konusunda aktivist olan Pinter, dört yıl önce Hasankeyf'i korumak için Ilısu Barajı'na karşı bir kampanya da başlatmıştı.

 

74 yaşında oyun yazmayı bırakan Pinter, Bush ve Blair'i Irak Harekatı'nndan dolayı son derece sert bir dille eleştirdi ve Avam Kamarası'nda yaptığı konuşmada "Gerçek şu ki, Bay Bush ve çetesi ne yaptıklarını iyi biliyorlar ve Blair de göründüğü kadar gözü boyanmış bir aptal olmasına rağmen, onların ne yaptığını iyi biliyor. Bush ve şirketi, dünyayı ve dünyanın kaynaklarını kontrol etmeye kararlı, bu kadar basit. Ve bu uğurda kaç kişiyi öldürdükleri umurlarında değil" demişti.

 

METİN ALTIOK ADINA ŞİİR ÖDÜLÜ DÜZENLENDİ

 

Kırmızı Yayınları tarafından “Şiir Yaşasın” savsözü altında Metin Altıok adına bir şiir yarışması düzenlendi.

          Kırmızı Yayınları tarafından yapılan açıklamada, yarışma koşulları ile ilgili olarak şu bilgiler verildi:  “Ödüle, her yılın 1 Ocak ile 31 Aralık tarihleri arasında ilk baskısı yayımlanmış şiir kitapları ya da bir şairin ilk baskısı yapılan toplu şiirleri kitap olarak katılabilir. Ödül için adaylar kendileri başvurabilecekleri gibi yayınevi, dernek, üniversite vb. kurum ve kuruluşlar ve seçici kurul üyeleri tarafından da önerilebilir. İster kendi başvursun, ister diğer yollardan aday gösterilsin, katılımcılardan ödüle katılmayı kabul ettiklerini belirten imzalı bir onay belgesi istenir. Kitapların yayın tarihini izleyen yılın 15 Şubat gününe kadar ödül yazmanlığına 8 adet olmak üzere teslim edilmiş olmaları gerekir. Ödül tutarı 5.000 YTL’dir ve ödül Kırmızı Yayınları tarafından verilir. Kazanana ayrıca ödülü simgeleyen bir heykelcik verilir. Ödül, Metin Altıok’un doğum günü olan 14 Mart’ı takip eden günler içinde belirlenecek bir günde törenle verilir. Ödül paylaştırılmaz ve tek kişiye verilir. “

 

         Metin Altıok Şiir Ödülü’nün seçici kurulu, Gülten Akın, Füsun Akatlı, Doğan Hızlan, Tâlat Sait Halman, Ülkü Tamer, Eray Canberk, Enver Ercan’dan oluşmakta.  Ödüle katılmak için başvuru adresi:  Kırmızı Yayınları, Refik Saydam Caddesi Akarca Sokak No: 41 Tepebaşı – Beyoğlu / İSTANBUL Ayrıntılı bilgi içinTel: (0212) 253 53 25 www.kirmiziyayinlari.com

 

 

13. ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE ONAT KUTLAR’I ANIYORUZ…

 

            Onat Kutlar, tam bir kültür adamıydı. sinemanın edebiyatla, şiirin güzel sanatlarla kesiştiği yerde durdu, öykülerini böyle bir imbikten geçirerek kağıda düştü. Duyarlı, ayrıntılara inen, açık bir söylemle yazdığı şiirlerinde toplumsal durumlar ve konumlar öne çıkmaktaydı.

Bir yaşam boyu, yılmadan, yabancılaşmadan edebiyatın hemen her alanında birbirinden nitelikli ürünler verdi Onat Kutlar. Şiir, öykü, sinema, deneme alanlarında günümüzde önemi giderek artan yapıtlar üretti. Her yapıtında, savunduğu insanlığın yok edilemeyen kültür birikimine dayandı. Kendi kültürüne, dünya uygarlığına katkı yapmış aydın, sanatçı, bilim adamlarına sırtını dönüp yaygınlık, çok satmak ve izlenmek üzerinden oluşturulmaya çalışılan yeni değerler sistemini temelden eleştirdi. Anadolu insanına bakışı o imbikten süzülen ince duyarlılıklarının ve algılarının ürünüdür. Popüler ve yaygın olana itirazı, tekelleşmeyi reddetme, emperyalizmin kültürsüzleştirme ve tek tipleştirme operasyonuna bir karşı çıkış niteliğindedir.

Onat Kutlar, 30 Aralık 1994’te İstanbul’da The Marmara Oteli’nin pastanesine konan bombanın patlaması sonucu yaralandı. Tam iyileşiyor dendiği sırada hastanede kaptığı bir virüs yüzünden  15 Ocak 1995’te .yitirdik. Onat Kutlar'ın ölümü çok acı ve talihsiz bir ölümdür. Ancak onun sinema sevgisine, aydınlığına, ince duyarlılıklarına ve eşsiz birikimine sahip çıkan insanlar oldukça yaşayacaktır. Bugün onun öykülerini, şiirlerini, denemelerini, senaryolarının alıp okumak, böyle bir aydınla aynı çağda ve topraklarda yaşamış olmakla övünmeliyiz Aklımızla, yüreğimizle onun aydınlığına sahip çıkarak.

 

SAVAŞ VE BARIŞ

 

 

Yamaçta bir ev evin üstünde

Kocaman bir tavuskuşu oturmuş

Dar pencerede ufacık bir kız

Elinde paket taşı kadar bir çikolata

Bir tüy ormanının ardında kalan

Güneş içindeki çin'e bakıyor

 

Bahçeye kurulmuş üç arsız keman

Renkli şeritlerin bayrağıyla

Çivi yazısından bir karıncayı

Tam iki saattir oynatıyor

Çaldıkları parça da Chopin

 

Mor renkli ispirto içtiği için

Çiroz olduğuna inanıyor dede

Merkezkaç gücüyle karadenizin

Balkonuna yaslanmış bıyık altından

Gülerek küçük kıza bakıyor

Dede çiroz değil bir hinoğlu hin

 

O anda duyuldu arka tarafta

Ovaya bakarak gözcülük eden

Arap oğlanın sesi ve bembeyaz

uğultusu pusudaki ölümün:

 

Tanklar geliyor

 

ONAT KUTLAR

 

NOT: E-Dergimize yapıt göndermek isteyen dostlar, emegin_sanati@mynet.com adresine gönderebilirler.  Ayrıca grubumuza üye olarak, grup adresi yoluyla da bizlerle ilişki kurabilirsiniz: http://gruplar.antoloji.com/emegin-sanati Google Grup E-Posta Adresi: emegin_sanati@googlegroups.com


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır



EMEĞİN SANATI GRUBUNDAN A.ZİYA ÇAMUR, YAŞAR DOĞAN VE BABÜR PINAR’IN DA TEBLİĞLERİNİN YER ALDIĞI KONFERANS METİNLERİNDEN OLUŞAN BU KİTAP SORUN YAYIN KOLLEKTİFİ TARAFINDAN YAYINLANDI. ORADAN İSTENEBİLİR.

EMEĞİN SANATI GRUBU ŞAİR-YAZARLARINDAN EMEKÇİ ŞAİR ŞEREF ÖZTÜRK USTA'NIN İLK ŞİİR KİTABI YAYINLANDI:
"seksen kere söyledim

benden şair olamaz dedim

yüreğim hep kavgamdaydı

sınıfıma sevdamdaydı"



GAZZE'DEN YİTEN İNSANLIK

EMEĞİN SANATI DOSTLARI:

 Devrimci Siteler i ziyaret et
Link Sitesi Bedava siteler Linkcenneti.com
Sitenizi Ekleyin!
Blog Ekle-Site Ekle

Google Gruplar
EMEĞİN SANATI grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et
Blogcu ile yapıldı