01 06 2008

İKİNCİ YENİ HAREKETİNİN DOKUSU, ŞİİRİMİZDE AKIMLAR, OLUŞUMLAR /

 

İLLÜSTRASYON: GÜRBÜZ DOĞAN EKŞİOĞLU       

İKİNCİ YENİ HAREKETİ OLUŞUMUNDAKİ ETKENLER

TEMEL ÖZELLİKLERİ / TÜRK ŞİİRİNE KATKILARI

İkinci Yeni, Garip hareketine bir başkaldırı ve toplumcu-gerçekçi 1940 kuşağı şairlerine tepki olarak oluşmuştur. Bunun yanı sıra dönemin siyasi yapısındaki baskıcı etkenler de İkinci Yeninin kapalı bir şiire yönelmesinde etken olmuştur.

Başlıca özellikleri şöylece sıralanabilir:

1. İmgeye kapıları yeniden ve sonuna kadar açmak.
2. Edebî sanatlara özgürlük tanımak.
3. “Basitlik, alelâdelik ve sadelik”ten ayrılmak.
4. Konuşma diline, ortak dile sırt çevirmek.
5. Halkın yaşamından ve kültüründen uzaklaşmak, “folkloru şiire düşman” bellemek.
6. Şiiri akıldan ve anlamdan uzaklaştırmak.
7. Duyguya ve çağrışıma yaslanmak.
8. Konuyu, öyküyü, olayı atmak.
9. Halka, çoğunluğa değil, aydın azınlığa seslenmek.

1950–1960 dönemi, İkinci Yeniye ait ilkelerin ve özelliklerin en katı ve tartışmasız uygulandığı dönemlerdir. 1960’tan sonra toplumsal ve kültürel yaşamımızdaki değişimler, İkinci Yeni şiirini de etkilemiş; usta şairler, farklı açılımlarla şiirlerini geliştirirlerken öykünmeciler silinmiş; İlhan Berk gibi ödün vermez İkinci Yeniciler de kendi kafeslerini kurarak, bu kafeslerine kapanmışlardır. Ece Ayhan gibi kimi ozanlar, en parlak şiirlerini bu dönemlerde vermişler, daha sonra şiirsel yönden tökezlemeye durmuşlar, yeni bir şey üretme yerine sermayeden yemeye başlamışlardır.

İkinci Yeni’nin farklı kılan ve Türk şiirine getirdiği özellikler:

1. DEĞİŞTİRİM:  

Dilde yapı değişimine ve deformasyona gitmek. Dilin yapısını ve kurallarını çiğnemek. Sözdizimini bozmak, sözcük ve tümce yapısında oynamalar yapmak.

        ÖRNEKLER:

“Bekle ki soğanlar, salatalar yağsın”(Oktay Rifat)
“Sizin o Pazar günkü kuyularda kalmaklar” (Ülkü Tamer)
“Besbelli seni büyümek kendimde”(Edip Cansever)
“yorgunluğu huzursuz bir at mor”(Ece Ayhan)
“Bir yanda Sirkeci’nin tiren dolu kadınları”(Cemal Süreya)

2. KARIŞTIRIM:

Anlatımda duyuları ya da algıları birbirine karıştırmak. Bir duyunun, algının yerine öbürünü koymak. Farklı izlenimler, karşıt duyumlar arasında eşitlik kurmak.

ÖRNEKLER:

“Uykusuz camların kırmızı boynuzlu öküzü ellerimi yaladı mı yemyeşil olurum.” (Oktay Rifat)
“Saçlarla gözleri kesiyoruz makaslar konusunda” (Edip Cansever)
“Atımı istedim evin göğü gerindi”(İlhan Berk)
“Söyle bana utanırken sular gece yatısına” (Ülkü Tamer)

3. ÖZGÜR ÇAĞRIŞIM:

Uzak ya da kopuk kavramlar la çalışılır: Çağrışımlar arasındaki bağ ya iyice gevşetilir ya da kesilir; birdenbire bir çağrışımdan, bir imgeden, bir dizeden ötekine atlanır.

ÖRNEKLER:

“sessizce bitiyor ilk güneşte icra-iflas duası” (Ece Ayhan)
“Kocan ne iyiydi, sonra Niyde ilinden gökyüzleri” (Cemal Süreya)
“Telgraf tellerinde gemi leşleri” (Oktay Rifat)
“Libya sefine beyoğlutaşı/bir deniz ermeni gerindi.Bir 3 eden 2’den daha gerçek 1 yoktur, dedi Forneret. Pavurya gidip göğün hendeğine ağdı. Ben yalnızlık doluydum.” (İlhan Berk)

4. SOYUTLAMA:

Parça, bütünden; tekil, çoğuldan koparılır. Gerçekte birbirine bağlı olan nesneler ya da kavramlar tasarım yoluyla birbirinden ayırılır; varlıkların birçok özelliklerinden yalnızca bir-ikisi öne sürülür. İnsanlar, hem birbirlerinden, hem de kendilerini belirleyen çağ, çevre, yer ve toplumdan soyularak sunulur.

ÖRNEKLER:

“E sesinde yüzlerce tren yürürdü Galile’de” (İlhan Berk)
“Bir kız vardı yok gibi öyle güzel” (Oktay Rifat)
“bir eksiyle yüklü minüskül H harfinden
bir meydan çarpmasından
beni hatırlamakların” (Turgut Uyar)
“Gelince Ç ile geliyordu bir çay” (Edip Cansever)
“oruçluyum dövülmeden olmaz limon gibi ay” (Ece Ayhan)

5. ANLAMSIZLIK:

Anlam ya geriye itilir ya da tamamen atılır. Öncülerden bazısı tam bir anlamsızlığı amaçlarken, bazısı da sınırlı bir anlamsızlıkla ya da rastlantısal bir anlamlılıkla yetinir. 2. Yeni’nin kuramcısı, bu özelliği şöyle açıklar: “İkinci Yeni bir şey anlatmaz, bir şey söylemez… Çünkü şiirin amacı, bir şey söylemek değil, şiirin kendisini kurmaktır… Bu şiir bir şey söylerse söylediği rastlantısaldır….” İlhan Berk bu görüşü destekler, Turgut Uyar, Edip Cansever karşı çıkarlar. Sezai Karakoç ise, eski önemini yitirmekle birlikte anlamın büsbütün atılamayacağını söyler.  İlhan Berk, kendi görüşünün doğruluğuna mesnet uydurabilmek için Rimbaud’nun bir yazısında bir cümleyi farklı, yanlış çevirir. Özdemir İnce, onun bu yanıltmacasını yakalar, açıklar.

ÖRNEKLER:

“eee T aa uu SSe C nnn EEE eee” (İlhan Berk)
“tüyünü, süsünü emdiğim minare” (Oktay Rifat)
“Neden üç aylar girerken kurşun harflerle salılara
hiç soyutlanmamış ırmaklarda boğuluyor İbrahim
İsmail soda içen kalabalıklara doğru cumhuriyet olmuş” (Ece Ayhan)

6. AKIL DIŞINA YÖNELME:

Aklın kuralları, mantığın ilkeleri aşılır ya da çiğnenir. Gerçeğin özelliği bozulur, düzeni yıkılır. Garipçiler, şiiri “insanın beş duyusuna değil, kafasına hitap eden bir söz sanatı” olarak tanımlıyorlardı. İşte İkinci Yeninin akıl dışına yönelmesi, Garipçilerin bu anlayışlarına bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu yönelişte, gerçeküstücü BRETON’un “Şiir, usun bir bozgunu olmalıdır….Artık şaşırtıcı olan, usa karşı olan güzeldir.” sözünün de etkisi büyüktür. İkinci Yeninin aklı en çok dışlayan şairi İlhan Berk’tir: “Kilitlenmiş deliliği bırakmalı diyorum. Usun ettiklerine bir son vermeli.” Oktay Rifat da “Yeni şair, gerçeği aklın kalıplaşmış ana ilkelerine bağlı kalmıyarak oluş hâlinde, içgüdüsü ve hayal gücüyle kavramağa ve kavradığını anlamla değil, anlatıyla duyurmaya çalışıyor.”

ÖRNEKLER:

“Denizin pencereleri sürgülüydü.”
“gökyüzüne indim” (İlhan Berk)
“Güneşimi arılar yedi gecesiz kaldım”
“Telgraf tellerinde gemi leşleri” (Oktay Rifat)
“biz çocuk merdivenli bir üzünç”
“kuyularda yarısı harita deniz yarısı hatırlanmamış eftalya” (Ece Ayhan)
“Adam yıldızlara basa basa yürüdü” (Cemal Süreya)
“Sizi görmüyorum dikkat! Trenlere çikolata yediriyorum”
“Çocuğu çocukluyor bir düdüğün kırmızısı” (Edip Cansever)

6. GÜÇ ANLAŞILMA:

Kapalı olmak, Birinci Yeninin basitlik ve sadelik eğilimine tepkidir. Yukardan beri anlattıklarımızı da kucaklayan çözülmesi zor ilgisiz ve imkânsız simgeler kullanılmıştır. Sonuçlar belirtilmiş, nedenler açıklanmamış kapalı bırakılmıştır. Ya da sonuçlara, onlarla ilgisiz nedenler gösterilmiştir. İkinciyi sonuna dek destekleyen Memet Fuat dahi bu gidişi eleştirmiş, “kapalı, anlaşılması güç” nitelemelerini kullanmıştır. Edip Cansever de kendilerini şöyle savunmuştur:”kapalı şiir yoktur, olsa olsa şiire kapalı kişiler vardır.” İlhan BERK ise, anlaşılmazlığı İkinci Yeninin temel ilkelerinden biri saymış; “İlk okunuşta anlaşılabilen şiire İkinci Yeni karşıdır” der.

ÖRNEKLER:

“İsmail oda içen kalabalıklara doğru cumhuriyet olmuş” (Ece Ayhan)
“Dökülüyor alçıları saçlarının
Omuzlarından paramparça kaldırıma” (Oktay Rifat)

7. OKURDAN UZAKLAŞMA:

Kapalı olmak gibi bu özellik de İkinci Yeni’nin her zaman geçerli bir ilkesi değil, öteki özelliklerin yarattığı göreceli bir sonuçtur. Bu sonuç fazla aşırılığa kaçmayanlarda az; İlhan Berk gibi okuru reddeden şairlerde belirgindir. İlhan Berk okuru hiç umursamaz: “…kimdir okuyucu bilmem hiç düşündünüz mü? Böyle bir şey yoktur aslında…/…Kimin için yazıyorsunuz diye sorsanız, Ozanlar için derim…/…Anlaşılmak, sevilmek için ozan büyük çoğunluğa inemez…./… okuyucu şiiri sevmezse, beğenmezse bir kenara atar, o kadar. Anlamak, şiir üstüne söz etmek onun hakkı değildir. Çünkü şiirden anlamak hekimlik, mimarlık gibi bir bilgi işidir.” Ece Ayhan, okurları umursamazlıkta, kötülemekte İ.Berk’i de geride bırakır. “Leş kargası, akbaba” diye nitelediği okurların yargılarına saygı duymadığı gibi onlarla ilişkiye girmek de istemez.

8. ÇEVREDEN KAÇIŞ:

Bunun için salt şiir geleneğimizin değil, toplumumuzun da tarihiyle bağlar ya gevşetilir ya da koparılır. Hatta, daha ileri gidildiği de olur: toplumsal çevre gibi doğal çevreyle de pek ilgilenilmez. İkinci Yenide fantastik, kurgu bir çevre görülür genellikle. ”Yalnızlık, sıkıntı, umutsuzluk…” gibi izlekler, basit değinilerle geçiştirilir. Şiirin temeline yaslandırılmaz. Daha da önemlisi, bunları doğuran toplumsal ya da bireysel nedenlere, koşullara inilmez. Ve erotizmin İkinci Yeni şiirinde izlek ya da imge olarak önemli bir yeri vardır.

ÖRNEK:

“…Yalnızlık, bir onu saçıyorum, Yalnızlığı böylesine yaşamadım hiç, intiharı da (…) Nedenleri kimseyi ilgilendirmez. Beni bile.Bildiğim de, bunun benim bir yönüm olarak büyüdüğünü gördüğümdür….”(İlhan Berk)

İKİNCİ YENİ BİR AKIM MIDIR?

Asım Bezirci’ye göre:

“Baştan beri açıklanan bu özellikler, birer ilke düzeyine çıkamamıştır. Bu özellikler, İkinci Yeni’ye bir “akım” kimliği kazandıramamıştır. Garip akımında olduğu gibi, bu özellikler, birlikte ve ödünsüz olarak uygulanamamıştır. Ancak bazı noktalarda yakınlıklar görülmekte. Bu da İkinci Yeni’yi bir akım yapmaya yetmez. Ayrıca İkinci Yeni’ye özgü özellikler de tutarlı bir “bütün” oluşturmazlar. Bazı özellikler ne birbiriyle ne kaynaşmakta, ne de birbirini pekiştirmekte. Bu nedenle İkinci Yeni’yi bağdaşık bir akım değil, ortak bir hareket saymak daha doğru olur. Öncülerden Ece Ayhan’ın dediği gibi “Bir değil, bir çok ikinci yeniler vardır.” İ.Berk ve Ö. İnce İkinci Yeni’nin akım olduğunu savunurken; E.Ayhan, E.Cansever akım olduğunu kabul etmezler. E.Cansever, İkinci Yeni’yi “değişik şairlerin, değişik kişilikler kurduğu bir yenileşme alanı” olarak görür.”

AKIMLAR VE ŞİİRDE DURUŞLAR

İkinci Yeni’den sonra Türk yazınında yaşanan akımsızlık sorunsalı, geçmişten bugüne “Nasıl ve Hangi Yolla Giderilebilir? Günümüz Türk Şiiri Yeni Bir Akım Yaratmada Hangi Yolu İzlemeli? Bunun İçin Yeterli Yapıya Sahip mi? ”  sorularını da beraberinde getirdi. Bu soruları yanıtlamak için ülkemizdeki geçmişten bu güne akımlara bir göz atmak gerekir.

CUMHURİYETTEN BUGÜNE AKIMLAR

Cumhuriyet sonrası ilk akımlara baktığımızda Beş Hececilerde şiiri düşürdükleri kuruluk, statiklik ve yavanlık açısından bir homojenlik vardır. Tümünün de dünyaya toplumsal bakışları şovenizmle çerçevelidir. Samimi oldukları tek söylem ve duyguları da budur. Zaten, yazdıkları içinde şiire en yakın olanı hamasi duyguların ağır bastığı metinlerdir.

Fecriati’de aynı dergide yazmak ve sanatın kişisel ve saygın olduğunu savunmaktan başka ortak yanları yoktur. Bir diğer ortak yanları da her genç akımda olduğu gibi geçmiş akımları özellikle de ulusal edebiyatı eleştirmektir. Fecri Ati topluluğu varlıklarını gösterebilmek için sık sık kendilerinden öncekileri hırpalayan eleştiriler kaleme almaktan, Edebiyatı Cedideciler'in dil anlayışlarını sürdürüp bazı batı örnekleri teklifinden başka önemli bir rol oynayamamışlardır. Grup üyeleri genç yazar ve ozanlar, olgunlaştıkça grupta çatlamalar da başladı. Bir kısmı Fransız şiirine, bir kısmı da Anadoluculuğa yönelmiştir.

        Bu dönemde, Kurtuluş Savaşının ulusal birlik ve direniş iklimi içinde Ulusal Edebiyat, bu iklimi paylaşan şair ve yazarların buluşma noktasıdır. Uzantısı farklı açılımlarla da olsa günümüze dek yansır. Söz gelimi, Mavi Hareketi, 2. Yeni’ye tepki olarak Attila İlhan’ın öncülüğünde gelişen yeni ulusal edebiyat hareketidir. Ama bir süre sonra ya kimileri edebiyatı bırakır, ya da Ahmet Oktay gibi farklı şiirlere yönelenler çıkar.

Garip hareketi, Fransız gerçeküstücülüğünün Türk Edebiyatı’na ters-yüz edilerek sokulmuş bir biçiminden öte bir şey değildir. Öyle ki, bu dönemde yazdıkları şiirlerin bir kısmı Souppault, Breton, Eluard gibi ozanların şiirlerinden uyarlamadır. Bu tür uyarlama Orhan Veli’de de Oktay Rifat’ta da vardır. Ortak noktaları ve Türk şiirine katkıları, şiire yalınlığı ve içtenliği getirmeleri; bilinen kuralları ve kalıpları kırmalarıdır. Ama Eluard ve Breton’un şiirindeki kavramsal açılım ve çağrışımlardaki incelik yoktur.

Daha sonraki dönemde bu grubun açılımlarını genişleten şairler, aynı zamanda Garip şiirinin yalınlığına, popüler tavrına tepki olarak İkinci Yeni hareketini başlatmışlardır. 2. Yeni’den ve Garip şiirinden önce edebiyatımızda “40 Kuşağı Şairleri” diye anılan toplumcu-gerçekçi ozanların oluşturduğu yeni bir hareket daha vardır. Ama bu ilk yeniyi nedense çoğu eleştirmen ve edebiyat tarihçilerinin gözleri görmez. “Fedailer Kuşağı” olarak nitelenen 40 Kuşağı şairleri,  ülkenin içinde bulunduğu siyasi ortam, üstlendikleri misyon nedeniyle (birkaçı dışında) şiirlerini geliştirme şansı yakalayamasa da edebiyatımıza farklı bir soluk getirmişler; yapıtları, siyasal sistemin temellerini oynatmıştır. Bu nedenle 2. Yeni, Garip şiirine tepki gibi gözükse de 40 Kuşağına karşı gelişmiştir.

Şairleri 2. Yeni’ye yönelten bir başka etken de ülkeyi yönetenlerin, şair ve yazarlara yönelen baskılarının sonucu kapalı yazmaya kaçıştır. 2. Yeni, edebiyat anlayışımızda deprem yaratması, şiire imgenin olanaklarını kazandırması açısından oldukça etkili olmuştur.

1960 ihtilaliyle birlikte başlayan toplumsal uyanış sonucu Refik Durbaş, Ataol Behramoğlu, İsmet Özel gibi 2. Yeninin son kuşak şairleri tarafından toplumcu gerçekçi 60 kuşağı olarak yeni bir akım ortaya konmak istenmiş ama belli çerçevenin dışına taşamamıştır. Ancak 70 kuşağına yol açtığını da söylemek gerekir.

70 Kuşağı da bir söylem olarak ifade edilse de aslında içinde önemli farklılıklar gösterir. 70 Kuşağı Şairleri denince aklımıza toplumcu şairler gelse de 70 kuşağı bireyci şiirden toplumcu şiire bir yelpaze olarak nitelendirilebilir. Tabi ağırlıklı olan 70’li yılların devrimci dinamizmiyle toplumcu şiirlerdir. Ancak ne yazık ki, 12 Eylül sonrası bu yelpazenin toplumcu kanadında bulunan pek çok şair açık alanlardan karanlık odalara girerek şiir şatolarına girebilmenin olanaklarını aradılar.

1980 sonrası iki akım girişiminden söz edebiliriz: Genellikle 80 öncesinin toplumcu şairlerinden oluşan Yenibütüncülük. 1980’lerin sonlarına doğru Broy dergisinde Seyyit Nezir, Veysel Çolak, Hüseyin Haydar, Metin Cengiz ve Tuğrul Keskin’den oluşan bir grup başlattı. “Yeni Bütüncü Şiir” başlıklı bir şiir manifestosu yayımlayarak 12 Eylül 1980 sonrasının sindirilmiş, toplum sorunlarından uzak, içe kapanık ve sorumsuz bireyciliğine karşı 1970’li yılların politik söylemini ‘birey’den başlatarak yeniden kurma özlemlerini ortaya koydular. Ne var ki, ortaya konulan metinler, geçmiş birikimleri özümseme çabası içinde de olsa hantal şiir ortamını sarsacak ve dönüştürecek bir nitelik taşımadığı için ardında olumlu, sürekli, anlamlı bir etki bırakmadan silinip gitmiştir. Yeni Bütün, ne yeni bir şiir getirmiş ne de şiir eleştirisi adına ortaya belli bir verim koyabilmiştir.  Yeni bütüncü şairler, bugünde farklı tavırlar içinde şiirlerini sürdürmektedir.

İnsanî gerçekçi hareketi ise Felsefeci yazar Cengiz Gündoğdu ve arkadaşları tarafından çıkartılan İnsancıl dergisi tarafından başlatılmış; toplumcu gerçekçiliğin sert ve keskin çizgilerine karşı durarak, insanî bir yorum getirmişlerdir.  Ama hep bir dergi sınırı içinde kalmıştır.

KENDİ POETİKALARINI ŞİİRE VURMAYA ÇALIŞANLAR

Bu panoramik özete baktığımızda dünden bugüne bildirili ve manifestolu akımlardan çok kuşaklar var olagelmiştir. 2. Yeni’den bu yana şiir evrenini sallayacak bir hareket oluşamamasının başında dergilerin ve şiir baronlarının vesayetinin etkin olmasıdır. Sözgelimi Memet Fuat’ın yönetiminde önce Yeni Dergi, sonra Adam Sanat dergisiyle şiir içi iktidar oluşturulmuş, bu iktidara karşı duran ozanlar görmezden gelinmiştir. Bu süreç, Adam Sanat’ı “poetik iflas”ın eşiğine getirmiştir. Bunu ben değil Adam Sanatın 206. Mart 2003 sayısında yer alan “Bir Varoluş Sorununun Yansıması Olarak Edebiyat” başlıklı yazısında M. Mukadder YAKUPOĞLU söylüyor. Yine seksen sonrası Özdemir İnce 'Organik Şiiri'  ile, İlhan Berk'in 'Poetika'ları ile, İsmet Özel, “ Şiiri Kullanma Kılavuzu” ile, Hilmi Yavuz  “Belagat/Oryantalizm” ile kendi rüzgârlarını akıma dönüştürmeye çalışmışlarsa da dar bir hayran kitlesini aşamamışlardır.

AKIMLAR NASIL OLUŞUR?

Bu noktada yeni bir akım başlatabilmek için şiirde duyulan yeni bir gereksinmeyi tespit ve bu gereksinmeyi karşılayacak çözüm yollarında buluşmak gerekir. Yani şiire ve poetik anlayışa açılabilecek farklı bir kapının benimsenmesi yeni bir akımın başlangıcı olabilecektir. Ama bunun içinde katılacak şairlerin homojen bir poetik duyuşu, duruşu olmalıdır. Bir de şu açıdan bakmak gerek soruna: Akımlar neden başlar ya da başlatılır? Şiire dair söyleyecek farklı sözü olanların yüksek sesle konuşmasıyla başlar. Bu sese katılan başka sesler varsa, akım büyür, genişler, edebiyat ortamını sarsar, kalıcı izler bırakır. Çatlak sesler olarak kalırsa, başka sesleri kendine çekemezse, doğmadan ölür.

GÜNÜMÜZ ŞİİRİNDE DURUMLAR / DURUŞLAR / ANLAYIŞLAR

Günümüz Türk şiirine baktığımızda farklı ya da benzeş çeşitli duruşlar görürüz. Bunların çoğu belli dergi çerçevesini aşamamaktadır. Bugün henüz akım kadar homojen olamasa da üç anlayıştan söz edebiliriz:

1. anlayış: açık, anlaşılır ve popüler şiirden yanadır. Şiiri sanatsal ve estetik özünden soyutlamakta, şarkı sözüne, fal ve niyet manisine dönüştürmektedir.

2. anlayış: Şiiri kapalı gizemli, anlaşılmaz bir biçime sokmayı ve onu fildişi kuleye hapsetmeyi amaçlamaktadır.

3. anlayış: şiiri bir anlam ve ses bütünselliği içinde değerlendirmekte, sözcüklerin çağrışımsal niteliklerine ağırlık vererek, anlatılmak istenen görüntü ya da durumu anlama ve algılama uçlarını açık bırakarak şaire ve şiire özgü bir dille anlatmayı amaçlamaktadır.

1. anlayış, şiirden ve şiirsellikten çok uzaktır. Düz yazıyla daha yetkince söylenebilecek şeylerin ölçü ve uyağın dar hücresine sıkıştırmaktır. 2. ve 3. anlayışın çeliştiği nokta “imge” kavramında düğümlenmektedir. 2. anlayış, anlamsızlıkla sırlanmış imgelerin lahdine gömmekte şiirde anlamı. 3. anlayış, şiirde anlamı duygu ve zekâya dayalı imgelerin atlas örtüsüyle sarmalamakta, bir el aramakta onu çıkarıp bulmak için.

        Osman Çakmakçı’nın vurgusuyla şiirimizi genel olarak iki hatta ayırabiliriz.  Bir yanda günümüz edebiyat şatolarından dergilere, holding destekli yayınevlerine pompalanan “sentetik şiirler”; diğer yanda bu biçeme muhalif duruş sergileyen, şiirlerini karanlık odalarda, labirentlerde değil köylerde, şehirlerde, meydanlarda, sokaklarda; yani insanda bulan; şiiri kaos ve karamsarlıkla değil hayat ve umutla estetize eden  “organik şiirler”

        Gene Osman Çakmakçı’nın sınıflamasıyla belirtirsek:

Sentetik şiir, sese önem verir; organik şiir, ritme.  Sentetik şiir, şiirin temel öğesi olarak kelimeyi görür, yapıya tapınır; organik şiir, duyarlık zeminine bağlanır, yapıyı infilâk ettirir.Sentetik şiirin geleneği divan’dır; organik şiir şiirin geleneği ise hakir görülen halk şiiri.Sentetik şiir, akılla yapar; organik şiir şiir, sezgiyle. Sentetik şiir, başka şiirleri kendine zemin alır; organik şiir, yaşantıların rastlantılarına dayanır. Sentetik şiir, kapalıdır; organik şiir, anlamın su gibi yayılmasını ister.  

        Elbet bizim izine düştüğümüz şiir organik olacaktır. Ama şiirinin özünü ve niteliğini şairin kendisinin şiirsel kapsama alanı belirleyecektir. Bu bağlamda  “yeni sosyalist gerçekçilik” adına yeni bir akım olabilmenin, oluşturabilmenin yolu bu konuda gerek kuramsal gerek şiir düzleminde atacağımız adımlara bağlı olacaktır. Diğer yandan ise şiirin geçmiş birikimini yadsımadan, bu birikimin üstüne farklı, yeni ve hayatın içinden, hayatın sakladıklarının da izini süren, “şaşırtan”, “duyumsatan” bir poetik tarz oluşturmanın da temellerini de atmak gerekir.

Ali Ziya Çamur



KAYNAK:

  1. 2. Yeni Olayı, Asım Bezirci, Tel Yayınları, İstanbul, 1974
  2. “Bir Varoluş Sorununun Yansıması Olarak Edebiyat”, M. Mukadder Yakupoğlu, Adam Sanat, s. 206, Mart 2003
  3. Şiir ve Gerçeklik, Özdemir İnce, Can Yayınları, 1995
  4. Osman Çakmakçı’nın Eski dergisinde çıkan yazısı.

1875
0
0
Yorum Yaz