« Önceki | Sonraki »

1/3/2008

KIZILKIVRIM -2 / ADNAN DURMAZ

 

                                                                                 FOTOĞRAF: RAYMON DEPARDON

 

 

7- "SOL MEMENİN ALTINDAKİ CEVAHİR"

 

Geriye bakıp düşününce her insanın "güzel zamanlar"  dediği dönemler vardır yaşamında. Sevgiyi dolu dolu yaşadığımız çocukluğumuzun sıcacık zamanları... Ailemizin güleç ilişkileri. Belki yoksulluklar, belki hırgür ama sevgiyi yaşadığımız zamanlardır bizim tüm güzel zamanlarımız. En azından bizim ülkemizde artık bulamadığımız akraba, aile, komşuluk ilişkileri, mahallelilik; kızına çeyiz hazırlayan bir ananın özeni ve hevesiyle,  yüreklerimize sevginin bir kanaviçe gibi işlendiği dönemler. Bizim kültürümüzün o insanı saran güzelliğini yaşamış olanlar şanslıdır. Aynı göğün, aynı güneşin altında olmayı bile bir yakınlık nedeni sayan atmosfer yok artık.

Bu topraklarda bütün zalim yöneticilere ve sistemlere rağmen büyük insanlar çıkmıştır. Homeros’un Ege kıyılarında dizeler yazdığı dönemlerdeki dünya da vahşeti bir yaşam biçimi olarak sunuyordu insanlığa. Yunus’un elinde asasıyla bozkır gününün alnacında bir aşk erine dönüştüğü dönemdeki dünya da acımasızdı. Zulüm hep vardı. İnsanoğlunun üzerine yığılan kayalar hep vardı. Bizim kilimlerimiz ve türkülerimiz, sadece türküler ve güleç insanların oluşturduğu dünyaların icatları değildir. Bizim ürettiğimiz güzellikler aynı zamanda zulüm kırbaçları altında, büyük kaçkınlıklarda, yersiz yurtsuzluklarda, kayaların arlından çıkarken öğrendiğimiz bilgilerin ürünleridir. Nazım o vahşetin orta yerinde zindan karanlığını aydınlatan bir umudu büyütüyordu.

 

 

Yani içerde on yıl,  on beş yıl,

daha da fazlası hattâ

geçirilmez değil,

geçirilir,

kararmasın yeter ki

sol memenin altındaki cevahir...

                                 Nazım Hikmet Ran

 

"Sol meme altındaki cevahir" kendiliğinden olmamıştır. Elmas elmas olmadan önce neler yaşadı. Basit bir tanımlamayla,  (www.populerbilgi.com/genel/elmas.php) "Elması değerli kılan tüm özellikleri,  oluşumu sırasında ortaya çıkan şartlara bağlıdır." İnsanı diğer insanlardan ayıran, yani her insanı benzerlerinden ayıran tüm özellikler onu var eden koşullarla var olur."Doğal elmasın oluşumu için olağanüstü koşullar,  yani aşırı yüksek sıcaklık ve basınç gerekir. Elmas yerkabuğunun derinliklerinde doğar. Erimiş elmas içeren kısımlar yüzeye fışkırıp donabilir,  ancak bu olay çok nadiren gerçekleşir. Bu nedenle yeryüzünde çok az sayıda elmas yatağı vardır. Zengin yatakların sayısı ise birkaçı geçmez. Doğal elmasın yapısı ve oluşum şekli bilim adamları için yol gösterici olmuş ve bu sayede yapay elmas üretilebilmiştir. Bazı denemeler sonunda,  100 bin atmosfer basınç ve üç bin derece sıcaklık altında tutulan grafit,  elmas haline getirilmiştir. Ancak üretilen sentetik elmaslar,  doğal olanları kadar değerli değil. Bu nedenle yapay elmaslar,  çok sert yapılarından dolayı endüstride bir çeşit zımpara olarak kullanılmaktadır." Yaşadıkları bütün olumsuzluklara rağmen, bu olumsuzlukları sevgiye dönüştüren insanlar yok mu yeryüzünde? Bütün karanlık çağları aydınlatan, o çağların zulmünden en çok pay alan zalimlerin karşısına diklenen insanlar değil mi?

Bu zamanın zulüm tezgahları başına taş yağmışa döndürüp doğuştan ölene dek gözünü açma fırsatı tanımasa da insanlara, her insan kendi hayatının acılarında ve sıkıntılarında pişmiş sol meme altındaki cevahirini unutmamalı. Her şeye rağmen kendini bırakmamayı bilmeli. Benzerlerin arasında birileri senden daha çok sevgi ve dostluklarla ısınan bir yaşamamı başarmışsa, sen de başarabilirsin. Elmas yeraltının karanlığında buluyorsa güzelliğini, yalnızlık çoğaltabilmeli bizi kendimizden öteye. Toprağın derinlerine taşlarla ve böceklerle cebelleşerek uzanıp suya ulaşan kökler olmasa, ağaçlar çiçek sağanaklarıyla karşılayamazdı baharı.

Kavramamız gereken,  her türden sevgiyi ancak bu taş yağmuru altındaki diğer insanların arasından bulacağımız ve çoğaltacağımız gerçeğidir. Vermek tamı tamına kendinden vermektir. Tuzu kuru, serveti parası olanın verdiği hayır, yalnızca kirli vicdanını kandırmaya yarar. Ekmeğini bölüştüğün insanın sana yalakalık yapması, kendini zorlayarak gülümsemesi gerekmiyor. Git sevgiyi sen ara bul. Eğer derdin sevgiyse, bu kadar sevgisiz toplumda, içinde var olan sevgiyi verecek birini ara. Kim bilir hangi kovukta, tıpkı senin yaptığın gibi, sevginin ayağına gelmesini bekliyor. Sonra da ona sevgiyi vermenin güzelliğini öğret. İşsizsen işi sen yarat, sığınma başkalarının merhametine. Tek başına yaratamıyorsan, on kişi bir araya gelip limon satarak başla.

Kuşkusuz ki, düzenin yarattığı yalnızlık, insanda olması gereken insanî yalnızlıklardan farklı olarak, tam bir bataklıktır.

Sömürü düzeni insanı aldı ve ondan akla hayale gelmeyen suçlular ve değişik sorunlu insan tipleri yarattı. Katil türleri, hırsızlığın bin çeşidini icat eden hırsız türleri, kapkaççılar, gaspçılar, mafyalar, kalpazanlar, karaborsacılar, faizciler, uyuşturucu bağımlıları, kurnazlar, hilebazlar, akla hayale gelmeyen sapık türleri, bütün toplum katmanlarında oraya uygun yalakalar ve daha bir sürü insanlığını kaybetmiş insan türü; birer kurban. Böyle bir dünyada kendisini iyilerin safında görenlerin birilerine iyilik yapması gerekiyor. Kim bilir belki de bir çocuğu kurtarabilirsiniz bu bataklığa düşüp bir suçlu olmaktan.

Burjuva düşünürleri, insanı insanlıktan çıkartan sistemlerdeki insanı çözümlerken, kişilere verdikleri akıl, insanın hangi yollarla sisteme uyum sağlamasına dair reçetelerdir. Nasıl sisteme uygun ve daha iyi yaşanır. Onların iyi vatandaş dedikleri, gayri insani kurallarına boyun eğen, tüm yaşamını bu sistemin sorunlarını sorun değilmiş gibi görmesi gereken kişidir.

 

8-DİP VE ZİRVE

 

Dip ve Zirve denilince derin kuyuları ve çıkılmaz dağ doruklarını düşünüyorum.

Dip ve Zirve denilince, derinliği olan insanları ve insanlığın yetiştirdiği büyük insanları düşünüyorum.

Dip ve Zirve arasında uçurumlar var.

Dip ve Zirve arasında belki de mesafe yoktur. Zirvede dediğimiz insan içinde derin çukurlar olan insandır belki de.

Zirvelerde derin çukurlar, krater ağızları ve uçurumlar vardır.

Ama derin kuyulardan yaşam kaynağı olan su çıkıp, uzun bozkır ve çöl yolculuklarında nice insana yaşam vermiştir

Doruklarda da pınarlar vardır

 

 

 

9-BU DÜZENE RAĞMEN

 

Hep kendisini merkeze koyup, her defasında haklı çıkma savaşı verenlerin, derinlerinde dolaşan haksızlığa uğramışlık psikolojisiyle, sürekli savunma halinde gezenlerin çevrelerine sadece her an batmaya hazır bir diken olduklarının farkında olmamaları ne acıdır. Sürekli olarak, her defasında değiştirdikleri kendi gelecek planlarını ortaya dökerek, kendi bunalmışlıklarını karşısındaki insanlara kusarken onların bunalmışlıklarını bir an bile düşünmeyenlerin hali ne acınaklıdır. Hiç bir şey mutlu edemez, kendinden ekonomik, sosyal koşulları daha yetersiz olanlara yakınanları. Onlar hep mağdurdurlar, daha mağdur olanlara bakmaksızın. Korkunç hırsları yüzünden, çoğu zaman en iyi davrandıkları insanlar bile onlar için bir araçtır. Yaptıkları "iyilikler" bir gün insanların yüzüne vurulmak içindir. Kültürel statülerini anlayamazsınız. Kimi zaman ortak noktaları nerdeyse hiç olmayan birisiyle yalnızlıklarını alt etmeye çalışırken, onlara kıyak yapar gibidirler.

Acıdır, statükoları ve paralarıyla başkalarına mağduriyet kusanların hali. Geriye döndüklerinde hiç kimse kalmamıştır yaşadıkları bunca zamandan. Hep bulundukları ortamı aşağılarken, bir gün çekip gideceklerini söyledikleri insanları da, bu beğenmedikleri dünyanın bir parçası gibi gördüklerinin farkında değildirler. Bütün bunların altında her biçimde bir 1. planda olmak ve diğer insanlara hükmetme güdüsü içinde olduklarının ayrımında değillerdir.

"Yalnız insanlar,  yani büyükler,  yetişkinler,  boyuna birbirlerini aldatmaktan,  azaba sokmaktan geri durmuyorlardı. Onlar için önemli olan ne bahar sabahı,  ne de Tanrı'nın tüm yaratıklara bağışladığı,  evrenin bu güzelliğiydi. Bu güzellik herkesi sükuna,  birliğe,  sevgiye çağırıyordu ama insanlar için önemli,  kutsal olan tek şey,  kendi benzerlerine hükmetmek için yine kendilerinin bulup icat ettikleri şeylerdi."

Tolstoy-Diriliş

Kültür eğer, yaşadığımız zamanın ve dünyanın bize öğrettiği her şeyse, başkalarına ve kendimize bakış biçimimizi de ona göre yapmak durumundayız.

(...) Kültür hiçbir şeyi ve hiç kimseyi kurtarmaz,  bir şeyi haklı da çıkarmaz. Ama insanın bir ürünüdür o ve insan ona yansıtır kendini ve onun aracılığıyla ve onda kendini görüp tanır; bu eleştirel ayna,  insana imgesini gösterir ancak. Ayrıca o yıkıntı halindeki eski binanın,  yani benim sahtekarlığımın,  karakterim olduğunu da unutmamak gerekir; bir nevrozdan kurtulabilirsiniz,  ama onu kendi kendinize tedavi edemezsiniz Bir çocuğun,  yıpranmış,  silinmiş,  hor görülmüş,  bir köşeye atılmış ve sözü edilmemiş bütün temel özellikleri,  ellilik bir adamda yaşar durur...(...)

Jean - Paul Sartre

Sözcükler, sayfa 187

 

Ama insanlık tarihinin bu zamana getirdiği, iyi insanların oluşmasını sağlayan kültür birikimiyle, kapitalizmin insanı insanlıktan çıkarmak üzere tezgahladığı kendi kültürünü bir tutmamak gerekiyor. Burada sözü edilen, belki de daha çok bize sevginin ve insan olma savaşının bıraktığı, sol meme altındaki cevahirdir kültür. İşte kendimize ve dünyaya onunla bakabilmektir aslolan.

Kendini bilmek, belki zor ama biraz da kendine dışarıdan bakmakla olanaklı. Kendimize dışardan ve başkalarının gözünden bakmakla... Bu sisteme rağmen, nasıl daha yaşama ve umuda dönük olabiliriz. Bütün acılara rağmen türkü söyleyenler olmasaydı bu gün insanın içini açan türküler de olmazdı. Gülme duygularını yok edemedi insanlığın, karanlık çağlar.

Sevgide yakınlık var. Egemen ideolojinin kullandığı her tür araçla sevgiler sakatlanıp yanlış öğretilmiştir. Sevgi gibi, saygı da yanlış öğretilmiş, saygı korku ile birlikte sunulmuştur insan bünyesine. Saygıda hep mesafe ve korku var olmuştur artık. Babanı sev, babandan kork; öğretmenini sev ama ondan kork aynı zamanda. Allah sevgisi diye, giderek cezalandırma yönü ağır basan bir varlığa dönüştürmüştür kapitalizm yaratıcıyı. Kapitalizm, Allahsızdır. Ve tüm insan ilişkilerini, Allah'ın yerine piyasaya sürdüğü Para denilen puta göre biçimlendirmektedir. Dünyada her şeyi para belirleyip, insani tüm ilişkiler artık para adlı puta endeksleniyorsa, orada sözü edilen din kavramı, içi boşaltılmış bir din olmaktan ileriye gidemez ve ancak egemen olanların, egemenliklerini sürdürürken, kitlelere karşı kullandıkları bir araçtır.

Bütün eylemler onlara verilen değerlere dayanırlar. Saygı duymalarımızın hepsi ya kendimize aittir ya da başkalarından edinilmiştir... edinilmiş olanlar büyük ölçüde daha fazladır. Niçin onları ediniriz? Korkudan,  yani,  bize aitmiş gibi davranmayı daha yararlı görürüz... ve kendimizi bu bozulmaya öylesine alıştırırız ki,  sonuçta bizim karakterimiz haline gelir. Kendimizin değer vermesi: Bu,  bir şeyin sadece bize verdiği keyif veya keyifsizlik göz önünde tutulup,  başkalarına verdiği keyif veya keyifsizliğin dikkate alınmaması suretiyle ölçülmesi demektir... çok olağanüstü bir şey!

Ama en azından bizim,  içinde pek çok durumlarda başkasına ait değerlendirmeyi kullanma güdüsü bulunan başkasına değer vermemiz,  bizden kaynaklanması,  kendi kararımız olması gerekmez mi? Evet,  ama bunu çocuk olarak yaparız ve görüşümüzü nadiren değiştiririz. Biz genellikle yaşam boyunca çocuklukta alışılmış yargıların budalasıyız,  yakınlarımız hakkında (onların ruhları,  payeleri,  ahlakları,  örnek oluşları,  değersizlikleri) hüküm veriş biçimimiz ve onların değer verişlerine saygı göstermeyi gerekli buluş tarzımızla.

Nietzsche –Tan Kızıllığı

 

10-"EZBERİMİZİ BOZALIM"

 

Son zamanlarda çok kullanan bir söz "ezber bozmak" sözü. Bize acısı tatlısıyla yaşamın öğrettikleri, kuşkusuz üzerine taş konulmuş çiçeğin öğrendikleridir. Kişisel deneyimlerin sonuçları, bir başkasının kişisel deneyimini çok fazla etkilememekle birlikte, daha çok, bir adım sonrası için işe yarayabilir. Fakat bir, iki, beş insanda yaşadığımız yanılgı, tüm insanlarda aynı yanılgıyı yaşayacağımız anlamına gelmez."Yanılgı" dediğimiz olguda başkalarının kusurundan çok, kendi eksiklerimiz daha önemlidir bizim için. Yanılgılarda eksiklerimizi görüp düzeltme yoluna gidersek bu, karşımızdakine duyacağımız nefretten daha çok işimize ve yaşamın işine yarar. Aşklar dostluklar ve her türden olumlu duygulara bağlı insan ilişkileri, bize sunulan reçetelerden çok, sol memenin altındaki cevahir'e bağlıdır. Yaşadıklarımızdan öğreniriz, yüzmeyi ancak yüzerek öğrenmek gibi. Bencilliğimiz ve kişisel hırslarımıza bakalım yalnızlıklarımızda. Sol memenin altındaki cevahir, anamızın bizi yeryüzünde ilk kez kucağına alınca başlayan, yaşamımızın sevgiye dair zamanlarında çekirdeği oraya bırakılmış, evrendeki tüm cevahirlerden farklı olarak, canlı bir parçamızdır. Yaşamımızın acıları ve zorluklarıyla, sevgileri ve güzellikleriyle büyür sertleşir. İnsanı insanlıktan çıkartmaya kurtulmuş sistemler, bizi belki defalarca ezer ama sol meme altındaki cevher kolay ezilir bir şey değildir.

 

Robotik toplumlarda iki kere iki dört formülleri ve bu denli kesin reçetelerle belirlenir insan ilişkileri ve yaşamı. İki kere ikinin dört ettiği ilişkiler sahtedir ve uzun ömürlü olmaları olanaksızdır.

İnsan, gelip geçici hevesleri olan, tutarsız bir varlıktır ve tıpkı satranç oyuncuları gibi hedefe ulaşmayı değil de hedefe giden yolları daha çok sever. Emin olamayız elbette, ama insanın ulaşmak için çabaladığı şey,  hedefe giden bu yol olabilir; o da hayatın ta kendisidir zaten. Aslına bakılırsa hedef, iki kere iki dörttür yani bir formüldür; ama bu formül hayatın değil, ölümün başlangıcıdır. İnsan, daima iki kere ikinin dört etmesinden az da olsa bir korku duymuştur; tıpkı benim duyduğum gibi. İnsanın uğruna denizler aştığı, hayatını tükettiği hedefi iki kere iki dörttür; ama öte yandan insanın korkusu bu hedefe ulaşmaktır. Çünkü ulaştığı an hedefsiz kalacağının bilincindedir... İnsan, hedefe ilerlemeyi sever ulaşmayı değil; şüphesiz çok gülünç bir durumdur bu. İşin en hoş tarafı insanın daha doğduğunda gülünç olmasındadır. İki kere iki dört formülü,  yine de dayanılmaz şey doğrusu. Bana kalırsa iki kere iki dört,  büyük bir küstahlıktır ve etrafa tükürükler saçan, elleri belinde, yol kesen bir külhanbeyinin ta kendisidir. İki kere ikinin mükemmelliğine inanıyorum; fakat ondan daha üstün olduğuna inandığım şey, iki kere ikinin beş etmesidir.

 Yeraltından Notlar

Dostoyevski 

İki kere iki beş belki de başka bir sayı olabildiği zaman o bizim kendimize özgü yaşadığımız bir olgu olacaktır.

Ezber bozmak, kendinden dışarı çıkmak oluyor. Başka insanlara katılmak, başkalarının yarasını sarabilmek. Belki karşılığında alacağımız gülüş yüreğimizi daha çok ısıtacak bencil yalnızlıklardan. Bütün sistemlere rağmen iyi insan olmanın yolu iyilik yapmaktır. Sevgiyi yaşam kılmak için, elimizi dünyaya sevgiyle uzatmaktır; taşlar altından çıkan çiçeğin ödülü kocaman bir tomurcuğu hak etmek için.

Ve elbette karanlığa karşı bir ışık olmakta mesele, karanlıktan yakınmakta değil.

 

Kimisi Camdaki Sinek Pisliklerini Görür, 

Bir Başkası Camdaki Aksini, 

Öteki Penceredeki Saksıyı, 

Bir Diğeri Pencereye Dokunan Daldaki Çiçeği, 

Kimisi Karşıdaki Dağları, 

Kimisi Daha Da Ötesini;

Kendinden Dışarı Bakarken...

 

11-SELAM OLSUN NAZIM'A

 

İçerde bir tarafınla yapyalnız kalabilirsin,

kuyunun dibindeki taş gibi,

fakat öbür tarafın

öylesine karışmalı ki dünyanın kalabalığına,

sen ürpermelisin içerde

dışarıda kırk günlük yerde yaprak kıpırdasa.

                                                                Nazım Hikmet

 

 

 

Adnan Durmaz


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: isimsiz | Tarih: 2008-03-02 14:08:06
    Konu: kızılkıvrım
    Güneş kadar adil olmayan bir sistemde, kızılkıvrım olmadan, yüzleşmek ve doğruyu bulmaktır umudumuz.

    Utanacak, biz değiliz! Uyanmalıyız!

    Yürü şair... Yazılarınız ve şiirleriniz aydınlatıtor karanlığı...

    Bağlantı »

cool hit counter


EMEĞİN SANATI GRUBUNDAN A.ZİYA ÇAMUR, YAŞAR DOĞAN VE BABÜR PINAR’IN DA TEBLİĞLERİNİN YER ALDIĞI KONFERANS METİNLERİNDEN OLUŞAN BU KİTAP SORUN YAYIN KOLLEKTİFİ TARAFINDAN YAYINLANDI. ORADAN İSTENEBİLİR.

EMEĞİN SANATI GRUBU ŞAİR-YAZARLARINDAN EMEKÇİ ŞAİR ŞEREF ÖZTÜRK USTA'NIN İLK ŞİİR KİTABI YAYINLANDI:
"seksen kere söyledim

benden şair olamaz dedim

yüreğim hep kavgamdaydı

sınıfıma sevdamdaydı"



GAZZE'DEN YİTEN İNSANLIK

EMEĞİN SANATI DOSTLARI:

 Devrimci Siteler i ziyaret et
Link Sitesi Bedava siteler Linkcenneti.com
Sitenizi Ekleyin!
Blog Ekle-Site Ekle

Google Gruplar
EMEĞİN SANATI grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et
Blogcu ile yapıldı