« Önceki | Sonraki »

1/2/2009

NEDEN YENİ BİR SOSYALİST SANAT/EDEBİYAT CEPHESİNE İHTİYACIMIZ VA

FOTOĞRAF:HEİDİ SCHNEİDER

 

Sanatın şimdiki görünen durumuyla sınıflar mücadelesinin geldiği nokta bir bütündür. Doğallıkla her dönem kendi sanatsal atmosferini/beğenilerini de beraberinde getirir. Günümüzün yoz-kozmopolit burjuva kültürü, tekdüze insan modeliyle tüketim tutsağına dönüştürülen bireylerin beğenilerini belirlemektedir. Beğeniler çok geniş çaplı manipülasyonla üretilmektedir. Burjuvazinin ideolojik-sanatsal hegemonyasının çeperinin çok büyük olması ise işçi sınıfının yaşadığı son dönem yenilgileriyle paraleldir. İşçi sınıfının ve emekçi halk hareketlerinin emperyalizm karşısında yaşadığı yenilgi burjuva edebiyatının hegemonya alanlarını muazzam genişletmiştir. Burjuva demokrasisi tarihsel misyonunu tamamlayıp tarihin önünü tıkayıcı bir despotizme kapı açarken kendi despotizmini güçlendirecek sanatsal üretimini de gerçekleştirmektedir. Teknolojik gelişmelerle vitrinini yenileyen sistem, eskisinden daha fazla alana ideolojik etki yapmaktadır. Kapitalist pazara yönelik mistik, bireyci popüler sanat, kitlelerin meta endeksli afyonudur. Bugünün burjuva sanatçıları da bireyci, tamamen içgüdüleriyle hareket eden, toplumsal rol ve sorumluluklarının dışında soyut konular ve insanlar çizmektedirler eserlerinde. Bu sanat anlayışlarında yansıyan ve yaşananlar eşyanın doğasına uygundur, ancak bu durum kendini ideolojik/örgütsel/sanatsal anlamda yeniden üretemeyen Sol’u her geçen gün daha da esir almaktadır. Böylelikle kapitalist piyasa koşullarını refarans alan, “sınıflar mücadelesi üstünde” salt “aydın” konumuyla “tarafsızlık” safsatasıyla yazmak isteyen sözümona “sosyalist” birçok sanatçı türemiştir. Bu türden sanatçılar, Marksist kavramlarla, burjuva gericiliğini yani bireyci çöküş edebiyatını, Sol’un içine sokmaktadır. Mitolojinin gerici yorumunu, bilinemezci görüşleri, gerçekleri çarpıtan imge üstü imgeleri ve bireysel bunalımı bulamaç yaparak, âdeta Sol cenahtaki ileri atılımlarla bu saçmalıkları özdeşleştirmeye başlamışlardır.

 

        İnsanı salt ruhsal tepkimelere dönüştüren popüler Amerikan filmlerinin gerçekdışılığı romana, şiire vb.’lerine fazlasıyla sinmiş durumdadır. Bu eserlerde “güzel” olan gerçeğe aykırılıktır, düşselliktir, fantezidir, mitolojik mistitizimdir. İnsanın kendine, doğaya, bedenine, sosyal ilişkilerine yabancılaşmışlığıdır. Milyarlarca insan, bir avuç emperyalist tiran tarafından düşsel-metafizik bir kültürel ortama kitle iletişim araçlarının manivelasıyla zorlanmaktadır. Medyanın ürettiği sanal dünya ile yaşanan dünya arasında kanla-ölümle-şiddetle yükselen ve adına “demokrasi” denilen bir duvar vardır. Bu duvar milyarlarca ücretli kölenin beynini iğdiş etmek için “sanat” afyonuyla renkli ve cezp edici hale getirilmektedir. Böylece emekçiler üzerinde bu sanat anlayışının sanatın yarattığı narkoz ile meta fetişizmi yükseltilmekte, kapitalist piyasanın nefes borusu açılmaktadır.

 

        Küresel kapitalizmin bir parçası olan Türkiye, yoz ve kozmopolit burjuva kültür çürümüşlüğünün girdabında can çekişmektedir. Can çekişin uzamasına en çok katkı sunan “sol” daha çok batıdan gelen kalpazan sanatçı müsvetteleridir. Düşsel dünyalar içinde gerçekliğin üstünü örten ve bunun anlaşılmasını “sol” söylemlerle gizleyen suçlular, “barış”, “demokrasi”, “sanatçı tarafsızlığı”, “hayırseverlik”, “romantizm”, “sanatçı özgürlüğü”, “hümanizm”, “cinsel özgürlük”gibi kavramlarla emekçi halkalara darağaçları kurmaktadır.

 

        Ancak bu darağaçlarının yağlı urganları Sol’un sanat alanında ideolojik müdahaleyi zamanında yapmaması/yapamaması ile her geçen gün çoğalmaktadır. Bugün, ne hazin burjuva sanatçılar ile sosyalist sanatçılar arasındaki fark flulaşmış durumdadır. Aynı sisli mekânlarda, AB ve “sivil toplum” destekli ortamlarda, aynı banka sermayesi destekli yayınevlerinde, aynı ekranlarda görülmektedir. Ve Sol için bu durum sanatsal alanda ideolojik mücadele şöyle dursun daha da kafa karışıklığını artırmaktadır.

 

        Yarının kazanılması için, saflarımızdaki sisli havanın dağıtılması, süreklilik içinde kopuş, ayrışma ve birliğin yaratılması gerekmektedir. Sol’daki siyasal-örgütsel-ideolojik davranışlarda malûl olan tüm hastalıklar birkaç kat daha mistikleşerek/burjuva ideolojisiyle kaynaşarak sosyalist sanat cephesinde ağır bir travma şeklinde yaşanmaktadır. Sol cephede kabul gören sanatsal faaliyetleri gruplandırır ve neye yaradığını tasnif edersek:

· Örgütsel sorumluklardan kaçış veya kopuş için sanatsal faaliyet

· Ruhsal travmayı, bireysel egoizmi meşrulaştırmak için sanatsal faaliyet

· Sol’un “üstünde” ve tatlı sularda kalmak ve böylelikle “akıl hocalığı” yapmak için sanatsal faaliyet

· Örgütsel bir likidasyonla legale çıkmak ve sistemle bütünleşmek için sanatsal faaliyet

· Sol popülist sanatsal ranttan faydalanabilmek için sanatsal faaliyet

 şeklinde görülmektedir ki, bu olumsuz görüngünün altüst ya da paramparça edilmesi için öncelikle sosyalist gerçekçi yöntemle sorunun teşhis edilmesi ve zararlı unsurların tedavi, olmazsa teşhir ve tecrit edilmesi gerekmektedir.

 

        Bu türden geniş çaplı bir proje ideolojik-siyasal-sanatsal merkezileşmeyi hedef alan bütünsellikle ve uzun menzilli güçlü bir Sosyalist Sanat/Edebiyat Cephesinin yaratılmasıyla mümkündür. Çünkü sınıflar mücadelesinde egemenlere karşı başarı bütün cephelerde güçlü ve donanımlı kadroları gerektirir.

 

        Şimdi şu soruları sorabiliriz: Türkiye’deki Sol’un arabesk/romantik sanat perspektifiyle bu cephenin genişlemesi mümkün müdür? Saflarımızdaki burjuva kültürü ve ideolojisiyle hesaplaşmadan ilerleme nasıl olacaktır?

 

        Artık reel sosyalist uygulamalar ve onların sanat edebiyat politikaları geride kaldı. Sosyalist gerçekçiliği biçimselliğe indirgeyen uygulamalar yenildi. Kemalist resmî ideolojinin birçok bulaşıklığını içinde taşıyan geçmiş dönem Türkiye Sosyalist sanatçıların eserlerini taklit etmek de kimseye bir şey kazandırmıyor. Bugün “yeniden üretim”in gerçekleştirilme zamanıdır. Ancak eskinin altedilmiş bir durumda, yeninin içinde kendisini barındırması ve onu daha üst düzeyde yeniden üretmesi şartıyla. Sanatta da süreklilik ve diyalektik kopuş zorunludur. Ödevimiz bu kopuşu gerçekleştirecek kolektif bilinci, aklı ve eylemi bir Sosyalist Sanat/Edebiyat Cephesi şeklinde mevzi mevzi gerçekleştirmektir. Geçmişi ve bugünü iyi anlamak, öğrenmek ve onu aşmaktır.

 

        “İçerdeki Dışardaki Cezaevinden Bizim Şiir Antolojisi” çağrısı yaratılacak cephenin bir mevzisi olmayı önüne koymuştur. Stratejik amaçları bir fakat farklı formasyonlarıyla temel ilkeler yörüngesinde bir arada olmayı, deney aktarımında bulunarak birbirimizden-farklılıklardan öğrenmeyi, farklılıkları sentezleyerek bu zenginliğimizde yeninin üretimini gerçekleştirmeyi hedefleyen bir mevzi. Bu mevzide birlikte iş yapılmasını hayat ve mücadele öğretmiştir. Bu mevzideki bizim sanatımız sosyalist gerçekçi yöntemle, işçi sınıfından ve emekçi halklardan yana, işçi sınıfı ile birlikte taraf tutan edebiyat olacaktır.

 

“Kahrolsun taraf tutmayan sanatçılar!”

“Kahrolsun edebiyatın üstün insanları!”

10 Ağustos 2005

 KEMÂL KÖK


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır



EMEĞİN SANATI GRUBUNDAN A.ZİYA ÇAMUR, YAŞAR DOĞAN VE BABÜR PINAR’IN DA TEBLİĞLERİNİN YER ALDIĞI KONFERANS METİNLERİNDEN OLUŞAN BU KİTAP SORUN YAYIN KOLLEKTİFİ TARAFINDAN YAYINLANDI. ORADAN İSTENEBİLİR.

EMEĞİN SANATI GRUBU ŞAİR-YAZARLARINDAN EMEKÇİ ŞAİR ŞEREF ÖZTÜRK USTA'NIN İLK ŞİİR KİTABI YAYINLANDI:
"seksen kere söyledim

benden şair olamaz dedim

yüreğim hep kavgamdaydı

sınıfıma sevdamdaydı"



GAZZE'DEN YİTEN İNSANLIK

EMEĞİN SANATI DOSTLARI:

 Devrimci Siteler i ziyaret et
Link Sitesi Bedava siteler Linkcenneti.com
Sitenizi Ekleyin!
Blog Ekle-Site Ekle

Google Gruplar
EMEĞİN SANATI grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et
Blogcu ile yapıldı